Logo

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Amblem
ANA SAYFAYARDIMGİRİŞ YAPKAYIT DUYURULAR MEAL DİNLE KUR'AN DİNLE
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
22 Ağustos 2014, 01:44:57 ÖS
Duyurular:
Sayfa: [1]   Aşağı Git Yanıtla    Anket ekle
SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK  (Okunma Sayısı 1545 defa)

Sr. Member
****

Mesaj Sayısı: 497

Sözlerin en güzeli Kurandır.. ( ZUMER 23 )


SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK
Tarih boyunca bir dine inanan ve dinin öğrenimi ile uğraşanlar dini metinler(nass)’in anlaşılması ve yorumlanması için çok çaba harcamışlardır. Bunun başlıca sebebi, gerek Allah’tan gelen vahyin, gerekse vahyin pratik uygulayıcısı olan peygamberin söz ve davranışlarının sözlü veya yazılı ifade ve anlatımla nesilden nesile nakledilmesidir. Zira insanların kullandığı herhangi bir dilde veya aynı dilin lehçe ve üsluplarından, tek başına söz ve rivayet şüpheye yer bırakmayacak şekilde kişinin gaye ve maksadını belirtmek muradını ortaya koymada yeterli olmaz.
Dolayısıyla dinin nass olarak kabul ettiği metinleri anlamak için şarinin gaye ve maksatlarını tespit etmek esastır. Ancak bu gaye ve maksadı sadece dilbilgisi kuralları ile lafızlardan istinbat etmek mümkün değildir. Zira kelime ve lafızlar gayenin kendisi olamaz.
On dört asır içinde altı yüz sayfalık Kur’an’ın yüz binlerce cilt tefsir ve izahının yapılmış olması, İslam peygamberinin sözlü söylemlerinin ve anlamlı eylemlerini tahlil edebilmek için bir o kadar şerh ve haşiyenin kaleme alınmış olması, Müslümanların tarih boyunca Kur’an-Sünneti anlamak için yaptıkları uğraşların en canlı örnekleridirler.
Ancak anlama ve yorumlama faaliyeti, ne tefsir ve te’vil, ne de şerh ve haşiye yazma ameliyesinden ibaret değildir. Mühim olan, bu faaliyet neticesinde Allah ve Rasulü’nün gaye ve maksadı ile vardığımız sonuçların örtüşmesidir.
Şayet bu çaba ve gayretler devam edecekse, çağdaş insanın yönelişini boşa çıkarmamak ve onları sukut-i hayale uğratmamak için yeni şerh ve tefsir yazmaktan çok, doğru anlama ve doğru yorumlamanın yollarını aramak daha doğrusu Allah ve Rasulünün murad ve mekasidi ile örtüşmesinin yollarını tesbit etmek bir zarurettir.
Bir Hadis, İsnad ve Metin olmak üzere iki bölümden oluşur.
Ali ibni Medeni’nin(ö:230/844) dediği gibi Rical ve İsnad bilgisi bu ilmin yarısı, Hadislerin mana ve maksadını anlamak ise öbür yarısıdır. Başlangıçta birincisine Rivayet İlimleri, ikincisine de Dirayet İlimleri adı verilmiştir.
Katib Çelebi(ö:1067/1657) Dirayetül Hadis ilmini, “Hadislerin lafızlarından anlaşılan mana ve maksadı, Arap dili kaideleri ve İslam şeriatının genel ilke ve esasları doğrultusunda, Hz. Peygamberin hallerine(Sünnet) uygun olarak araştıran ilme İlmu Dirayetül Hadis denir” diye tarif etmiştir.
Ancak üzülerek belirtelim ki, Hadis ilmi ile iştiğal eden herkesin kabul edeceği gibi, ne Hadisleri anlamak ve yorumlamak ibni Medeni’nin dediği gibi tarih boyunca bu ilmin yarısı hatta çeyreği olmuş, ne de Dirayetül Hadis Katib Çelebi’nin tarif ettiği gibi Hadisleri İslam şeriatının ilke ve esaslarına Hz. Peygamberin hallerine(Sünnetine) uygun olarak anlama ve yorumlamayı konu edinen bir ilim olmuştur.

SÜNNET VE HADİSİ ANLAMA ÇABASI
Hz. Peygamber ve Sahabe Dönemi
Hz. Peygamberden sonra, sahabe arasında, Hadisleri anlamada ve yorumlamada iki farklı yaklaşım, iki farklı temayül baş göstermiştir.
Birinci Temayül: Lafız-Mana ve Rivayet-Dirayet ilişkisi açısından lafızcı ve rivayete öncelik tanımış, Hadisleri anlamada lafızcı, Sünneti anlamada şekilci davranmıştır. Bunlar Hz. Peygamberin fiillerini değerlendirirken duygusal anlama tarzına baş vurarak onun her davranışını Sünnet olarak görmeye, her yaptığını harfiyen tatbik etmeye meyyal olmuşlardır.
Bu grupta yer alanlar için, söylenen sözün kaynağı, yapılan işin bağlayıcı olup olmadığını, ne derece örneklik teşkil ettiği araştırılmaya dahi lüzum görülmemiştir. Bu grubun başında Abdullah ibni Ömer, Ebu Hureyre, Abdullah b. Amr b. As gibi sahabeler gelir.
Bu temayülün mümessilleri; Hadis ve Sünnete duygusal anlama yöntemiyle yaklaşmış, anlama ameliyesinde akıl ve tefekkür yerine sevgi boyutunu ön plana çıkarmıştır. Örneğin; Hacca giderken devesini durup dururken aşağı yukarı döndürmüş, kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir. “Neden yaptığımı ben de bilmiyorum ancak Rasulullah’ın böyle yaptığını görmüştüm onun için ben de yaptım.” Başka bir örnek; Hz. Peygamber’in Hacc esnasında dinlenmek için mola verdiği yere Ebu Hureyre ile birlikte Sünnet diyerek hacıları nasıl çöktürdüğü ve bunun Hz. Aişe ile Abdullah b. Abbas’ın itirazlarına sebep olduğu bilinmektedir.
İkinci Temayül: Bir Hadisi anlamaya çalışırken Hz. Peygamberin ne dediğini değil, ne demek istediğini araştırmış, duyduğu her rivayeti olduğu gibi kabul etmemiş, Hz. Peygamberin yaptığı her işi Sünnet kategorisine sokmamıştır. Anlamada istinbat ve fıkıh melekesini elden bırakmayan bu sahabiler, Hadislerin Kur’an ve İslam’ın temel ilke ve esasları doğrultusunda anlaşılmasına özen göstermişlerdir. Bu temayülün başında Hz. Aişe, Hz. Ömer, Abdullah b. Mesud, Abdullah b. Abbas gibi sahabiler gelir. Hz. Aişe henüz Peygamber (s.a.v.) hayatta iken bazı Hadisleri, Kur’an ayetleri ile mukayese etmiş, Hz. Peygamberden doyurucu cevap alana kadar sorular sormuştur. Rasulullah’ın vefatından sonra da bilhassa Ebu Hureyre ve İbni Ömer’in Hadis sıfatıyla rivayet ettiklerini tashih etmiş, yanlış anlamaları düzeltmiş, Sünnet olarak değerlendirilen bazı fiillerin Sünnet olmadığını ilan etmiştir. (Zerkeşi İcabe 64-135) Örneğin; “Ev, kadın ve at uğursuzdur.”(Buhari, Cihat 47, Hadis no: 2703) gibi İslam’ın ilke ve esasları ile bağdaşmayan bir rivayetin ortalıkta dolaştığını duyan Hz. Aişe “Efkardan kendini parçalayarak, ‘Kur’an’ı Muhammed’e inzal eden Allah’a and olsun ki O, asla böyle bir şey dememiştir’ der ve Allah Rasulü’nün Cahiliye ehlinin bu üç şeyi uğursuz saydığını söylediğini bunu işitenlerin rivayeti eksik duyup naklettiklerini ifade etmiştir. (Zerkeşi İcabe 104) Başka bir örnek; Ebu Hureyre’nin “Kadın, siyah köpek ve merkep namaz kılanın önünden geçtiği taktirde, o kimsenin namazı bozulur.(Müslim 4 Salat 50 Hadis no: 265-266) Hz. Aişe bu Hadisin nakledildiğini duyunca “Bizi köpek ve merkeple denk tutmanız ne kötü şey, kadın kötü bir hayvan mı?” demiş.
Hadis ilminin teşekkülü döneminde de her dönemde olduğu gibi Hz. Peygamberin sözleri ve uygulamaları her dönem Müslümanlarının yoğun ilgilerine mazhar olmuştur. Ancak tarihin üç döneminde ve İslam tarihinin üç dönüm noktasında bu ilgi ve alaka daha fazla artmış ve İslam tarihimiz içinde baskın bir yer tutmuştur.
1.Dönem: Hz. Osman’ın katli ile başlayan Cemel ve Sıffın savaşlarıyla alevlenen ideal hilafet sisteminden saltanata geçişle neticelenen dönem.
2.Dönem: İslam’ın hilafet merkezi olan Bağdat şehrinin yağmalandığı, Müslümanların yaşadığı tüm coğrafyanın Moğollar tarafından istila edildiği dönem.
3.Dönem: Rönesans ve Sanayi Devrimi ile başlayan, sömürge hareketleriyle devam eden ve imparatorlukların çöküşü ile biten dönemdir.
Bu her üç dönemden sonra Hadisin telif ve tasnif faaliyetlerine hız verilmesi “Hadisçilik” diye bir ekolü ortaya çıkarmıştır.


EHLİ HADİSİN TEMEL DÜŞÜNCELERİ
1.   Ehli Hadis nazarında Kur’an ile Hadis gerek menşe itibariyle gerekse değer itibariyle aynıdır. Örneğin; Ehli Hadis’in Basra öncülerinden et-Teymi (öl. 143/760) şöyle demiştir. “Hz. Peygamberin Hadisleri (bize göre) Allah’ın Kelamı gibidir. (Hatib Bağdadi, el-Felal ve’l Mütefakkih 1. 90). Cebrail (a.s) Kur’an’ı Allah’tan getirdiği gibi, Sünneti de getirmiş, Kur’an’ı peygambere öğrettiği gibi Sünneti de öğretmiştir. (Darimi I. 153 Hadis no: 588). Hatta bazı Ehli Hadis’e göre beyan olması cihetiyle Sünnet Kur’an’dan daha belirleyicidir. El-Evzai(öl. 153/770). “Sünnet Kur’an’ın belirleyicisidir. Fakat Kur’an Sünnetin belirleyicisi değildir. (Darimi I. 153 Hadis no: 587) sözü bu düşüncenin özetidir. Ehli Hadis’e göre Sünnet Kur’an’ı tahsis edebileceği gibi nesh de edebilir.
2.   Ehli Hadis’e göre Sünnet ve Hadis aynı şeydir.
3.   Ehli Hadis’e göre Ahad Haber, ilmi yakin ifade eder. Bu sebeple Ahad haberler, hem itikatta hem de muamelatta hüccettirler.
4.   Rey, kıyas ve içtihattan kaçınmayı prensip edinmişlerdir. Hatta rey ve kıyasa karşı savaş ilan etmişlerdir. Bu savaşın en keskin silahları Cerh ve Ta’dil olmuştur. Nitekim ravinin Ehli Rey’den olması onun cerh edilmesi için kafi bir sebep olmuştur. (İbni Hibban, Mecruhin I. 36, 168, II. 210)
5.   Ehli Hadis, Sünneti anlamada şekilci, Hadisi anlamada Lafızcı ve zahiri bir yöntem takip etmiştir.
Ehli Hadis bir ekol olarak ortaya çıkmasından sonra özellikle İslam dünyasının ikinci sarsıntısına sebep olan Moğol istilası ve akabinde Şerh ve Haşiyelerin dönemi başlamış oldu. Bu dönemin en belirgin özellikleri ise
1.   İctihad kapısının fiilen kapanması.
2.   Tasavvufi hareketlerin hızlanması.
3.   Hadis çalışmalarının yaygınlaştırılması. Darul Hadisler resmi olarak bu dönemde doğmuştur.
İslam toplumu, tarihinin ilk dinamizminden sonra ortaya çıkan ve Moğol istilasından sonra Şerh ve Haşiyelerde kökleşen entelektüel eylemsizlik siyasetini gözden geçirmeye fırsat bulmadan, Rönesans ve sanayi devrimi, arkasından kendisine karşı başlayan sömürge hareketleri, parçalanma ve dağılması ile üçüncü kez sarsılmaya başlandı. 18. yy İslam dünyasının karanlık çağı olarak adlandırılır.
Biz neden bu hale geldik diyenler Hadis ve Tavvufa, İslam neden modern tarihin temel dinamiklerine güç yetiremiyor diyenler ise Hadisleri yeniden yorumlamaya ve değerlendirmeye başladılar. Daha doğrusu yenilikçi ama uyarlamacı bir düşünceye meylettiler.
Bu dönem çok daha farklı bir dönemdir. İster Mutasavvuf, ister Hadisçi bunların farklı bir yönleri ortaya çıkmıştır. Bu dönemde şerh ve haşiyeden ziyade kaynakları çözümlemede kendi içtihad melekelerini kullanmayı tercih etmişlerdir. Taklidi icad etmişlerdir. Bu dönemde bir yandan bunlar olurken diğer taraftan özellikle 18.. Müsteşriklerinin Hadis alanında araştırmalar yapması; kısmen müsteşriklerin etkisi ile kısmen de sınır tanımayan bir Hadisçi anlayışın etkisiyle “Kur’aniyyun” diye bir ekolün ortaya çıkması söz konusu olmuştur. Hadis ve Sünneti toptan reddeden ve sadece Kur’an’la yetinen bu ekol de bu dönemde ortaya çıkmıştır. Ancak Şah Veliyullah Dehlevi (1762) gibi taklidi reddeden akli melekelerini faal bir konuma getiren, Hadisleri anlama ve yorumlamada yeni şeyler üreten İslam düşünür ve alimleri de bu dönemde ortaya çıkmıştır. Dehlevi, Hadis ilimlerini “kabuk” ve “öz” olmak üzere ikiye ayırır. Hadisin isnadına taalluk eden bütün ilimleri (Hadisin sıhhat derecesini tesbit etmek, araştırmak, garip olduğunu belirlemek) Kabuk ilimlerdir. Ancak Hadisin ifade ettiği anlam, bu anlamın pratik değeri fıkhi hükümlerin istinbatı gibi ilimler Öz ilimlerdir.
Son zamanlarda gerek dünyada gerek ülkemizde de Hadis-Sünnet üzerinde farklı çalışmalar söz konusu olmuştur. Mısırlı alim Yusuf el-Kardavi ve Merhum Muhammed Gazali gibi Türkiye’de ise Prof. Dr. Hayri KIRBAŞOĞLU, Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ, Prof. Dr. Bünyamin EROL… gibi alimler çok ciddi emekler ortaya koymuşlar ve Müslümanları biraz daha şekilden ziyade öze sahip çıkmaları için çalışmalar yapmışlardır.

Bu sunumumuzun sonunda Sünnet-Hadis yaklaşımımızı maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz.

1-Hz. Peygamber bir beşerdir. Ancak vahyin nasıl uygulanabileceğini gösteren eşsiz ve emsalsiz bir örnektir.
2-Sahabe adildir. Ancak Hz. Peygamberi hayatında her gören sahabe değildir.
3-Hadis-Sünnetin kaynağını Kur’an oluşturur. Dolayısıyla Hadis ve Sünnetin kaynağına (Kur’an’a) ters düşme gibi bir ihtimal söz konusu olamaz.
4-Hiçbir Hadis Kur’an’ı nesh edemez, mutlak ve mukayyed edemez.
5-On dört asırlık zaman zarfında yapılan Hadis çalışmalarında, sahihin sahih olmayandan makbulun merdudundan, uydurma olanın olmayanından tam olarak ayrıldığını söyleyemeyiz.
6-Hadislerde lafızcı, Sünnette şekilci olmaktan ziyade, Sünnet ve Hadisin amaç, gaye ve maksadının yani ruhunun anlaşılıp uygulanması.
7-Günümüz şartları göz önünde bulundurulduğunda Sünnet; Hadise gerek yoktur anlayışı ile Kur’an bize yeter düşüncesini kabul etmiyor Sünnet ve Hadisin İslam’ın ruhuna uygun yorumlarıyla hayatın her alanında hakim kılınmasının gerekliliğine inanıyoruz.
8-Hz. Peygamber ne bir melek ne de yarı insan yarı ilahtır. Bilakis o bir insandır ama sıradan biri değil. Bir insanın olabileceği kadar mükemmel bir insandır. “Allah ve melekler peygambere salat ederler. Ey mü’minler siz de ona salat edin ve selam verin”(Ahzab 56) ayeti uyarınca ona karşı duyduğumuz saygı ve sevgiyi daima şu sözlerle dile getirmeye devam ederiz. “Selat ve selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Resulü.


Hazırlayan: Abdulhakim Yalçın (Mısır Ezher Üniversitesi İslam Hukuku Bölümü Mezunu)
Kaynaklar
1.   Prof. Dr. M. Hayri KIRBAŞOĞLU, İslam Düşüncesinde Hadis Metodolojisi, İslam Düşüncesinde Sünnet
2.   Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ, Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlamasında Metodoloji Sorunu
3.   Prof. Dr. Bünyamin EROL, Sahabenin Sünnet Anlayışı


-------------------------

-------------------------
-Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim
-Andolsun, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir."
- Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."

furkan süresi 28-30
   

Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1329

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَMÜLK ALLAH'INDIR!


Yazının kayda değer bölümleri var ilim sahibi kişinin elinden çıktığı belli.


-------------------------

-------------------------
اشهد ان لا اله إلا الله واشهد ان محمد رسول الله
 Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur.
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1672


Yazının kayda değer bölümleri var ilim sahibi kişinin elinden çıktığı belli.

Bu yazıya bu cevabınla hiç bir şeyi anlatmış olmuyorsun! Yazıya katıldığın (kayda değer bölümleri) ve katılmadığın, kayda değmeyen bölümlerini neden yazmaıyorsun?

Ben, sana kısaca, yazının sonuç kısmında; maddeler halinde yer alan tespitlerden bir kaç tanesini aşağıya alıp, bu sözlere katılıp katılmadığını sorayım:

3-Hadis-Sünnetin kaynağını Kur’an oluşturur. Dolayısıyla Hadis ve Sünnetin kaynağına (Kur’an’a) ters düşme gibi bir ihtimal söz konusu olamaz.

4-Hiçbir Hadis Kur’an’ı nesh edemez, mutlak ve mukayyed edemez.

5-On dört asırlık zaman zarfında yapılan Hadis çalışmalarında, sahihin sahih olmayandan makbulun merdudundan, uydurma olanın olmayanından tam olarak ayrıldığını söyleyemeyiz.


Ne dersin, bunlar size göre yanlışmıdır, doğrumudur?

selamlar,
aorskaya


-------------------------

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Yukarı Git Yanıtla    Anket ekle


Gitmek istediğiniz yer:  

Kuran Dersi | Vakıf Sitesi| Fetva Sitesi | Uygurca Site | Arapça Site | Rusca Site | Azerice Site | İngilizce Site | Almanca Site | SV Yayınları | Platform Sitesi 22 Ağustos 2014, 01:44:57 ÖS
MySQL Kullanıyor Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006-2009, Simple Machines PHP Kullanıyor