Logo

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Amblem
ANA SAYFAYARDIMGİRİŞ YAPKAYIT DUYURULAR MEAL DİNLE KUR'AN DİNLE
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
16 Nisan 2014, 12:14:07 ÖS
Duyurular:
Sayfa: [1]   Aşağı Git Yanıtla    Anket ekle
KISSALAR: Asa ile denizin yarılması  (Okunma Sayısı 1276 defa)
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 12





Zuhruf ; 51: Firavun kavmine seslendi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hala görmüyor musunuz?"


Firavun, kendi yönettiği topraklarda azmış ve mülk ve nehirlerin kendinin olduğunu zannetmektedir. Firavun kendi sandığı sularda boğulacak ve tarih sahnesindeki yerini alacaktır.




Eski tarihlerde, Barajlar, Mısırlıların, Nil Nehriniin yüzlerce kilometre kuzeye doğru meydana getirdiği taşkınları ilk kez olarak kontrol etmelerini sağlamış ve barajın arkasındaki. Mısır ve Sudanda 5,180 km2lik bir alan kaplayan Nasır Gölü de yeni tarlaları sulamak için gerekli suyu garantiye almıştır. Su taşkınları Mısır için eski ve günümüz içinde büyük sorunlar oluşturmaktadır. Bu su gücünün fravun zamanında durdurulduğu ve kullanıldığını tarih bize söylemektedir. Bu,  taş ve topraktan el ile yapılan yapılan "yemm" lerin isimlendirilmeside hayli ilginçtir. Elin torak ile işlev haline getirilmesi kelimesi "yemm" ile; su bulunmadan alınan abdest anlamındaki "teyemmüm" kelimesi ile isimlendirilmiştir.  
  
Suyu biriktirme, suya hâkim olma anlamında yapılan barajların tarihi yaklaşık 5.000 yıl öncesine dayanır. İlk su bentleri Mısır’daki Kayır bölgesi civarında tespit edilmiştir. Bu bölgeden geçen Nil Nehri’nin taşma dönemlerinde su, yapay barajlarda biriktirilmiştir. Ünlü Yunan tarihçi Herodot, 12 metre yüksekliğinde ve 108 metre uzunluğunda Nil Nehri kenarında yapılmış bu barajı dünya harikalarından biri olarak değerlendirmiştir.

Baraj inşaatının tarihçesinde, Dünyada ilk barajın M.Ö. 4000 yıllarında Nil nehri üzerinde inşa edildiği söylenmektedir. Uzunluğu 110 m ve yüksekliği 12 m olan bu baraj sulama ve içme su ihtiyacı için kullanılmıstır.Gene Nil nehri üzerinde Sadd-el-Kafara barajının M.Ö. 2950-2750 yılları arasında yapıldığı bilinmektedir.



Konuya başlamadan kelime anlamları çokca tartışılan konuya bir göz atalım.

BAHR: Kara toprağının karşılığı olup, içinde balık ve süs eşyası çıkarılan, üzerinde gemilerin yüzebildiği tüm sular anlamındadır. Bahr genel bir ifade olup, nehirleri,barajları, gölet,deniz ve okyanusların tümünü ifade eder.“Bahr”, “ister tatlı ister tuzlu olsun çok su” demektir. Bu sözcüğün aslı “yarmak” anlamındadır.. Furkan 53 ayette suyu tatlı denizden bahseder. Suyu tatlı Bahr, Göller ve nehir yataklarındaki Barajlardır. Eski Arap şiirlerinde de Fırat nehri “bahr” sözcüğüyle yer almaktadır. (Lisan Bhr” mad, Tac. Bhr Mad.)

(En’âm 59, En’âm 97, En’âm 63, A’râf 163(deniz kıyısı), Yûnus 22, İbrahim 32, Nahl 14, Furkân 53 (suyu tatlı deniz), Rahmân 19 )

YEMM: El ile oluşturulan birikinti su anlamında olup, sahil oluşturan yapı anlamındadır. "yemm” (يَمّ) kökünden türemiş olup, sözlükte “kastetmek” anlamına gelmektedir. Bu kelime, "teyemmüm" (yönelmek, kastetmek) masdarından türetilmiştir. Çünkü su arayanlar, ona yönelirler.

(A’raf; 136, Ta Ha; 39, 78, 97, Kasas; 7, 40, Zariyat; 40)


Ta Ha; 77-79: Ve ant olsun, Musa’ya “Yetişilmekten korkmayarak ve haşyet duymadan kullarımı geceleyin yürüt(İsr/ أَسْرِ ) de kendileri için ( فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا ) kurumuş deniz(BAHR) içindeki yoldan götür!” diye vahyettik. - Firavun ordularıyla hemen onları takip etti de (YEMM: el ile oluşturulan su) baraj kendilerini kaplayan şey oluverdi. - Ve Firavun kavmini saptırdı ve doğru yolu göstermedi.
"Deniz içinden kuru yol" ifadesi olarak yanlış çevrilen Ta-Ha 77. ayetteki ibare "kurumuş bahr içinde yol" anlamındadır. İsrailiyat etkisi ile bu ifade bir çokları tarafından es geçilmektedir.Şuara 63; Bunun üzerine Musa'ya: 'Asanla denize(BAHR) vur(DARBE)' diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik İNFİLAK (انْفَلَقَ) ederek, her parçası kocaman bir kütle gibi oldu.Bu ayetlerde Musa’nın kavmini gece yola çıkartmakta; Firavunun kendinin zannettiği nehirler üzerinde kurulu barajların (infilak) yıkılarak, kuru bahr yatağı su ile kaplanması vahyedildiği, sonrada onları izleyen Firavunun, ordusuyla birlikte o "yemm" suları ile boğulduğu safhalar nakledilmektedir.

Şuara 63. ayette göz ardı edilen ve yanlış çevrilen nokta ise, "her parçalanan (fırka) "كُلُّ فِرْقٍ" ile "koca bir kütle" "كَالطَّوْدِ" gibi ibaresidir. Çevirmenler "koca dağ gibi" diye çevirdikleri ibare Kuranda Hûd 42. ayette "dağlar gibi (كَالْجِبَالِ)" "cibal" diye bir örnek vererek, yaptıkları yanlışı Kuran yüzlerine vurmaktadır.




Duhan; 23, 24: -“Hadi kullarımı geceleyin yürüt. Şüphesiz siz izlenenlersiniz. Bol suyu;  hızlı bırak. Şüphesiz onlar suda boğulmuş bir ordudur.


Kasas; 40: Biz de onu ve askerlerini yakalayıp o bol suda,  fırlatıp atıverdik. Şimdi, zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!


Zariyat; 40:– Sonra da Biz, onu ve ordularını yakalayıverdik de onları bol suda,  fırlatıp atıverdik. O ise ayıplanan/kınayan biridir.


Duhan; 24. ayetin orijinalindeki “rehven” sözcüğü Ezdat’tan olup, “Sükünet ve aşırı hareket” anlamlarının her ikisini de içerir. Bizim te’vilimiz “Aşırı hareket; hızlı akıtma” anlamından yana olmuştur.


***


Kur’an’daki ifadelere göre Musa ve firravun Mücadelesi uzun bir süreçte gerçekleşmiştir. Hemen birkaç dakika veya saatte olmuş işler değildir. Musa Peygamber Mısır’a dönüşünde Firavun mülkünde toplumu içerisinde yıllarca güven içinde faaliyet göstermiştir.


Kasas; 14’teki “Ve Musa yiğitlik çağına girip oturaklaşınca, Biz ona hüküm ve ilim verdik” ifadeleri dikkate alındığında ve de bu olgunluk yaşı, Ahkaf; 15’te “kırk yaş” olarak anlaşılmaktadır.


Ayetteki “haşyet duymadan” ifadesi de, bu yaptıklarının, yapacaklarının Firavun’a hainlik, nankörlük olduğunu düşünmemesi yönünde bir ihtardır. Nitekim Şuara suresinde Firavun’un Musa’yı nankörlükle hainlikle suçladığını, Musa’dan saygı, minnet duygusu göstermesini istediğini görmekteyiz.




Şuara; 18, 19: O [Firavun]: “Biz seni çocukken içimizde terbiye etmedik mi? Hayatından birçok yıllar içimizde kalmadın mı? Sonunda o yaptığın işi de yaptın. Sen inkârcılardan / nankörlerden birisin de...” dedi.

www.vekuran.blogspot.com


-------------------------
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1661


Selamun aleyküm,

Bu başlıkta yazdığın yazıları, "susran" kardeşimizin senden biraz önce astığı başlığa yazman gerekirdi. Konu aynı, içerik aynı...

hem ilgili kardeşimiz, Denizin yarılması olayını, mucize yerine, tsunami örneğinden hareketle "doğal olaylar" diye yorumlamışken, sen de bu konuyu açmak yerine açılmış başlıkta, o iddiaya cevapla birlikte katılıp, katılmadığın noktaları belirterek yazman gerekirdi.

Sen de "susran"dan farklı olarak, denizin yarılması değil, barajların yıkılmasının sağlanarak, firavunun sular altında kalmasını anlatıyorsun. Değişik bir yaklaşım olmuş. Ama, dediğim gibi, aynı yerde okuyucuların değerlendirmesi çok daha faydalıdır.

Daha önce de kadir gecesi konusunda, açılmış başlık varken sanki konu daha önce gündeme gelmemiş gibi başlık açmıştın...

Sevgili kardeşim, aynı konuda birden fazla başlık açılması, hem konuya ilişkin görüşlerini yazmak isteyenlerin yazmalarını engeller, hem de forumda tekrarlar çoğalacağından, açılan konulara ilgisizlik başlar, yazılar amacına ulaşamaz.

Bundan sonra, konu açmadan önce o konuyla ilgili açılan başlıkların olup olmadığını incelemenizi, daha sonra başlık yoksa açmaya özen göstermenizi bekliyoruz.

Hem daha önce aynı konu açılmışsa, oradaki yazıları incelerseniz, doğru yada yanlış bulduğunuz kısımlara ilişkin kendi görüşlerinizle, konunun daha da pekişmesini sağlamış olur, bilgilendirme daha çok gerçekleşmiş olur.

Şimdi, susran kardeşin yazısına katılıp katılmadığım yerleri yazarken, senin yazılarına da kısmen ilinti kurabilecektim. Ama, ayrı ayrı yazmak gerekecek, veya bir yazı üzerinden katılımlar devam edecek ve diğer konuya yazılmayabilecek... Bu durumda konu sahibinin, çabaları boşa gitmiş olacaktır...

Gerekli hassasiyetin gösterileceği umuduyla, teşekkür ederim...

İlgili yazı:
HZ.MUSA ve KAVMİ DENİZİ NASIL GEÇTİLER
http://www.kuranformu.com/forum/index.php?topic=5782.0


selamlar
aorskaya


-------------------------
« Son Düzenleme: 14 Ağustos 2012, 09:31:35 ÖÖ Gönderen: aorskaya »

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1661


Eski tarihlerde, Barajlar, Mısırlıların, Nil Nehriniin yüzlerce kilometre kuzeye doğru meydana getirdiği taşkınları ilk kez olarak kontrol etmelerini sağlamış ve barajın arkasındaki. Mısır ve Sudanda 5,180 km2lik bir alan kaplayan Nasır Gölü de yeni tarlaları sulamak için gerekli suyu garantiye almıştır. Su taşkınları Mısır için eski ve günümüz içinde büyük sorunlar oluşturmaktadır. Bu su gücünün fravun zamanında durdurulduğu ve kullanıldığını tarih bize söylemektedir. Bu,  taş ve topraktan el ile yapılan yapılan "yemm" lerin isimlendirilmeside hayli ilginçtir. Elin torak ile işlev haline getirilmesi kelimesi "yemm" ile; su bulunmadan alınan abdest anlamındaki "teyemmüm" kelimesi ile isimlendirilmiştir.  
  

YEMM: El ile oluşturulan birikinti su anlamında olup, sahil oluşturan yapı anlamındadır. "yemm” (يَمّ) kökünden türemiş olup, sözlükte “kastetmek” anlamına gelmektedir. Bu kelime, "teyemmüm" (yönelmek, kastetmek) masdarından türetilmiştir. Çünkü su arayanlar, ona yönelirler.

(A’raf; 136, Ta Ha; 39, 78, 97, Kasas; 7, 40, Zariyat; 40)


Ta Ha; 77-79: Ve ant olsun, Musa’ya “Yetişilmekten korkmayarak ve haşyet duymadan kullarımı geceleyin yürüt(İsr/ أَسْرِ ) de kendileri için ( فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا ) kurumuş deniz(BAHR) içindeki yoldan götür!” diye vahyettik. - Firavun ordularıyla hemen onları takip etti de (YEMM: el ile oluşturulan su) baraj kendilerini kaplayan şey oluverdi. - Ve Firavun kavmini saptırdı ve doğru yolu göstermedi.

"Deniz içinden kuru yol" ifadesi olarak yanlış çevrilen Ta-Ha 77. ayetteki ibare "kurumuş bahr içinde yol" anlamındadır. İsrailiyat etkisi ile bu ifade bir çokları tarafından es geçilmektedir.Şuara 63; Bunun üzerine Musa'ya: 'Asanla denize(BAHR) vur(DARBE)' diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik İNFİLAK (انْفَلَقَ) ederek, her parçası kocaman bir kütle gibi oldu.Bu ayetlerde Musa’nın kavmini gece yola çıkartmakta; Firavunun kendinin zannettiği nehirler üzerinde kurulu barajların (infilak) yıkılarak, kuru bahr yatağı su ile kaplanması vahyedildiği, sonrada onları izleyen Firavunun, ordusuyla birlikte o "yemm" suları ile boğulduğu safhalar nakledilmektedir.


Selamun aleyküm,

"Susran" kardeşimle benzer bir hataya düşmüşsünüz. Siz, Firavunun helakını sadece suyun/denizin yarılması ayetine göre yorumluyarak, mucizeyi anlamaya çalışıyorsunuz.

Halbuki, bundan önce de firavun ve hanedanına, taraftarlarına çeşitli mucizeler gösterilmiştir. Onlarla birlikte konu ele alınırsa, "mucize nedir, niçin gösterilir, ne kadar sürer, sonra ne olur, herkes helakmı olur, kurtarılan da olurmu? " soruları daha kolay cevaplanabilir.

İşte bütün bu soruları kapsayacak şekilde, peygamberler ve dönemlerindeki kıssaları anlatan yazı serisinde öncekilerden kaldığım yerden devamla hepsine değinmeyi düşünüyordum.

Ancak, siz acele başlık açtığınıdan, kısaca sizinde hatanıza değineyim.

Siz, denizin yarılması olayını reddedip, barajların infilak ettirilmesine, böylece firavunun ve ordusunun tutulan baraj suların altında kalmasına neden olunarak helak edildiğini açıklamaya çalışmışsınız.

Halbuki, "Musa ve göç eden israiloğullarının  denizin karşısına gelmeleri, firavunun onlara yaklaşmaları üzerine halkın paniğe kapılması ve başlarına Musa peygamber yüzünden daha büyük felaket geleceğini söylemeleri, sonra suyun çekilmesi, sonra Musa ve peşindekilerin kuru yerden geçmesi, bu arada Musa peygamberi takip eden Samiri'nin bir takım işaretleri görmesi, daha sonra Musa ve yanındakiler kurtulunca, Firavunun devam ederek sular altında kalması gerçekleri karşısında" sizin teziniz kendiliğinden çürüyor.

Musa ve peşindekiler, suyun çekilmesi olmadan, yani zaten susuz olan yerden göçmüş olsalardı, iddianız dikkate alınabilirdi. Ancak, yukarıdaki süreç göz ardı edilemez ve sizin baraj iddianız acele ile varılmış bir sonuca dayanıyor.

selamlar
aorskaya


-------------------------
« Son Düzenleme: 14 Ağustos 2012, 10:07:19 ÖÖ Gönderen: aorskaya »

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 12


Sayın "aorskaya" yazıyı iyi okumadığınız ve tetkikte yetersiz davranmışsınız. Yazının içinde bir ibare vardır lütfen arapça bir metin alın ve tetkik ediniz.

yazılan yazıdaki metni yapıştırıyorum. bkn.

"Deniz içinden kuru yol" ifadesi olarak yanlış çevrilen Ta-Ha 77. ayetteki ibare "kurumuş bahr içinde yol" anlamındadır. İsrailiyat etkisi ile bu ifade bir çokları tarafından es geçilmektedir"


Malesef sizlerde eski bilgi kırıntılarının esiri olmuşsunuz.


-------------------------
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1661


Sayın "aorskaya" yazıyı iyi okumadığınız ve tetkikte yetersiz davranmışsınız. Yazının içinde bir ibare vardır lütfen arapça bir metin alın ve tetkik ediniz.

yazılan yazıdaki metni yapıştırıyorum. bkn.

"Deniz içinden kuru yol" ifadesi olarak yanlış çevrilen Ta-Ha 77. ayetteki ibare "kurumuş bahr içinde yol" anlamındadır. İsrailiyat etkisi ile bu ifade bir çokları tarafından es geçilmektedir"


Malesef sizlerde eski bilgi kırıntılarının esiri olmuşsunuz.

Hayır sevgili kardeşim, aslında iyi okudum. Bunun için önce ayetleri buraya alalım ve birlikte bakalım.

77.ayet:

وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى
Ve lekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi ibâdî fadrib lehum tarîkan fîl bahri yebesâ(yebesen), lâ tehâfu dereken ve lâ tahşâ.


6.   fadrib (fe ıdrib)   : sonra vur
7.   lehum   : onlar için, onlara
8.   tarîkan   : tarîk, bir yol
9.   fî el bahri   : denizde
10.   yebesen   : kuru
11.   lâ tehâfu   : korkma
12.   dereken   : arkadan yetişerek
13.   ve lâ tahşâ   : ve endişelenme

78.ayet:

فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُم مِّنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ

Fe etbeahum fir’avnu bi cunûdihî fe gaşiyehum minel yemmi mâ gaşiyehum.

7.   min el yemmi   : denizden, deniz
8.   mâ gaşiye-hum   : onları (nasıl) kapladı, (öyle bir) kapladı ki

Görüldüğü gibi, sizin iddialarınızın temelini;

a- 77.ayette "denizin yarılarak kuru bir yol açılmasını" siz; "kurumuş deniz (yada sana göre baraj) içinde yol açmak " olarak anlamanız,
b- 78.ayette geçen "min el yemmi" kısmını mealcilerin, sadece deniz olarak çevirmelerini yanlış yorumlayarak "el ile tutulan su yani baraj" olarak anlamanız oluşturuyor.

Şimdi;

1- "bahr" kelimesi üzerinde durmayacağım. Bahr, hemen her yerde deniz anlamında kullanılır. Hatta, denizle alakalı, denizden gelen anlamındada "bahri" ve yine denizle ilgili olarak ta "bahriyeli" gibi deyimler türemiştir.

Ancak, deniz yerine göl yada başka büyük su birikintisi anlamak zorlama olursa da bir an için sizin anladığınız gibi "bahr" dan büyük barajları anlamaya çalışalım.

a- 77. ayette; öncelikli olarak, asanın vurulması söz konudur.

Denizin yarılıp, kuru yol açılması yerine, "kurumuş barajda yol açılması" için neden asa kullandırılsın? Zaten su olmadığına göre bu aşamada kuru yerlerden herkes karşı tarafa geçerdi.

b- Baraj kuru olduğuna göre, neden Firavun görünene kadar barajdan geçilmemiş, beklenmiştir?

c- Baraj ne kadar büyük olursa olsun, yine de Firavun'un sahasında olacaktır. O zaman barajın öbür tarafına geçmekle kurtulunmayacağını anlamak mümkünkünken, neden buna ilişikin bir söz anlatımı yoktur. Hiçkimse, kendileri geçtikten sonra Firavunun kendilerini takip edeceğini ve üzerine suyun geleceğini bilmediğine göre su ile dolsa dahi, suyun üstünden yada kenarlarından firavunun kendilerine ulaşacağını tahmin edip sızlanabilirlerdi.

Ama, böyle bir anlatım da yoktur.  Sadece, denizden geçmeden bu şekilde bir sızlanma var ve sonra can derdiyle denizi geçmek var.

d- Bu büyüklükte bir barajla ilgili olarak, güvenlik görevlisi, yada başka çalışanlar olması büyük ihtimalle gerekirdi. Buna ilişkin bir anlatım da yoktur. Ama, bunun üzerinde durmayacağım.

2- Fe etbeahum fir’avnu bi cunûdihî fe gaşiyehum minel yemmi mâ gaşiyehum. (taha -78.ayet)

78.ayette ise;  minel yemmi nin deniz olarak çevrilmesini kabul etmeyip, teyemmüm örneğinden hareketle; el ile yapılan baraj olduğunu iddia etmektesin.

Burada, "minel yemmi" ile bildiğimiz şekliyle denizin değilde, el ile müdahele edilen denizin, (sudan arınmış kara parçası) olduğunu hiç düşündünmü?

Yani, mealcilerin bu detayda çevirmedikleri için, bilindik durumdaki deniz olarak anlamak yerine, müdahele ile kurutulan kısma su basması olarak anlayamazmısın?

Daha detay bilgileri, peygamberler ve kıssaları serisinin devamı olarak Musa peygamber ve kıssalar kısmında vereceğim. O zaman konu daha oturacaktır.

selamlar
aorskaya




-------------------------
« Son Düzenleme: 14 Ağustos 2012, 01:26:23 ÖS Gönderen: aorskaya »

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 12



Aslında sorun sizin mucize beklemeniz gibi geliyor. Kuranda sünnetullaha aykırı bir ifade bulamazsınız. Meallerde bulursunuz tabii. Birde kelime etimolojisinden bi haberse yandınız.

Alıntı
78.ayette ise;  minel yemmi nin deniz olarak çevrilmesini kabul etmeyip, teyemmüm örneğinden hareketle; el ile yapılan baraj olduğunu iddia etmektesin.

Çevirmenlerin bahr ve yemm kelimesinde hatalı olduklarını itiraf etmişsiniz. Bu itirafı d-r-b kelimesi içinde yapmak lazım ama yeri değil.

Alıntı
Burada, "minel yemmi" ile bildiğimiz şekliyle denizin değilde, el ile müdahele edilen denizin, (sudan arınmış kara parçası) olduğunu hiç düşündünmü?

Düşünmeme ayetler engel oluyor zira Musanın annesi tabutu koyduğu yere de yemm deniyor. Ayrıca sahili olan bir yerdir "yemm"
taha 39 bakınız. Ayrıca Taha 97 ayetteki yemm kelimesini de inceleyiniz

Alıntı
d- Bu büyüklükte bir barajla ilgili olarak, güvenlik görevlisi, yada başka çalışanlar olması büyük ihtimalle gerekirdi. Buna ilişkin bir anlatım da yoktur. Ama, bunun üzerinde durmayacağım.

Musa kimden korkuyor olabilir. Kavmin, Gece yola çıkarılması sizin bu teorinize cevaptır.

Alıntı
c- Baraj ne kadar büyük olursa olsun, yine de Firavun'un sahasında olacaktır. O zaman barajın öbür tarafına geçmekle kurtulunmayacağını anlamak mümkünkünken, neden buna ilişikin bir söz anlatımı yoktur. Hiçkimse, kendileri geçtikten sonra Firavunun kendilerini takip edeceğini ve üzerine suyun geleceğini bilmediğine göre su ile dolsa dahi, suyun üstünden yada kenarlarından firavunun kendilerine ulaşacağını tahmin edip sızlanabilirlerdi.
  Firavun avanesinin mucize ile güya yarılmış dağ gibi suya girmeleri beklenemez heralde. Kuru baraj yatağında gittiklerini gördükleri musa ve kavminin peşi sıra nehir yatağına dalmışlar ve musanın infilak ettirmesi ile koca kütlelere sahip suyun altında kalmışlardır. Kimse suya balıklama dalmaz. Su onu örter. Anlık bir infilak ile.

Alıntı
b- Baraj kuru olduğuna göre, neden Firavun görünene kadar barajdan geçilmemiş, beklenmiştir?
Hala eski bilgi kırıntıları üzerinden konuşuyorsunuz. Ayete bakın ne diyor.
Ayette “İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: 'Gerçekten yakalandık' dediler.”Şuara 61
Alıntı
a- 77. ayette; öncelikli olarak, asanın vurulması söz konudur.
d-r-b kelimesi, misal getirmek, yer yüzünde gezinmek, yol aldırmak, uzatmak, indirmek (örtülerinizi, yırtmaçlara kadar darbedin), infilak ettirmek için müdahale, vurmak anlamlarına da gelmektedir.
Alıntı
1- "bahr" kelimesi üzerinde durmayacağım.
zaten anlaşamadığımız konu bu üzerinde durmayıp, geçiştirmeyin.




-------------------------
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1661



Aslında sorun sizin mucize beklemeniz gibi geliyor. Kuranda sünnetullaha aykırı bir ifade bulamazsınız. Meallerde bulursunuz tabii. Birde kelime etimolojisinden bi haberse yandınız.

Alıntı
78.ayette ise;  minel yemmi nin deniz olarak çevrilmesini kabul etmeyip, teyemmüm örneğinden hareketle; el ile yapılan baraj olduğunu iddia etmektesin.

Çevirmenlerin bahr ve yemm kelimesinde hatalı olduklarını itiraf etmişsiniz. Bu itirafı d-r-b kelimesi içinde yapmak lazım ama yeri değil.

Alıntı
Burada, "minel yemmi" ile bildiğimiz şekliyle denizin değilde, el ile müdahele edilen denizin, (sudan arınmış kara parçası) olduğunu hiç düşündünmü?

Düşünmeme ayetler engel oluyor zira Musanın annesi tabutu koyduğu yere de yemm deniyor. Ayrıca sahili olan bir yerdir "yemm"
taha 39 bakınız. Ayrıca Taha 97 ayetteki yemm kelimesini de inceleyiniz

Alıntı
d- Bu büyüklükte bir barajla ilgili olarak, güvenlik görevlisi, yada başka çalışanlar olması büyük ihtimalle gerekirdi. Buna ilişkin bir anlatım da yoktur. Ama, bunun üzerinde durmayacağım.

Musa kimden korkuyor olabilir. Kavmin, Gece yola çıkarılması sizin bu teorinize cevaptır.

Alıntı
c- Baraj ne kadar büyük olursa olsun, yine de Firavun'un sahasında olacaktır. O zaman barajın öbür tarafına geçmekle kurtulunmayacağını anlamak mümkünkünken, neden buna ilişikin bir söz anlatımı yoktur. Hiçkimse, kendileri geçtikten sonra Firavunun kendilerini takip edeceğini ve üzerine suyun geleceğini bilmediğine göre su ile dolsa dahi, suyun üstünden yada kenarlarından firavunun kendilerine ulaşacağını tahmin edip sızlanabilirlerdi.
  Firavun avanesinin mucize ile güya yarılmış dağ gibi suya girmeleri beklenemez heralde. Kuru baraj yatağında gittiklerini gördükleri musa ve kavminin peşi sıra nehir yatağına dalmışlar ve musanın infilak ettirmesi ile koca kütlelere sahip suyun altında kalmışlardır. Kimse suya balıklama dalmaz. Su onu örter. Anlık bir infilak ile.

Alıntı
b- Baraj kuru olduğuna göre, neden Firavun görünene kadar barajdan geçilmemiş, beklenmiştir?
Hala eski bilgi kırıntıları üzerinden konuşuyorsunuz. Ayete bakın ne diyor.
Ayette “İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: 'Gerçekten yakalandık' dediler.”Şuara 61
Alıntı
a- 77. ayette; öncelikli olarak, asanın vurulması söz konudur.
d-r-b kelimesi, misal getirmek, yer yüzünde gezinmek, yol aldırmak, uzatmak, indirmek (örtülerinizi, yırtmaçlara kadar darbedin), infilak ettirmek için müdahale, vurmak anlamlarına da gelmektedir.
Alıntı
1- "bahr" kelimesi üzerinde durmayacağım.
zaten anlaşamadığımız konu bu üzerinde durmayıp, geçiştirmeyin.

Sevgili kardeşim,

şimdi burada bir sürü cevap verilecek kısımlar ortaya çıkardınız. Ama, sizinle burada bunları yazışırken, sizden önce konu açan diğer kardeşimizin başlığı altında da; baraj yada tsunami anlatımlarına da itiraz eden ve bu tür mucize anlatımlarının aslında mecaz yani sembolize anlatım oldukları, kuranın evrenselliği nedeniyle bu olaylar başka zamanlara uyarlanamadığından gerçek olmadığı iddiaları var...

Şimdi ben hanginize nasıl ve ne kadar daha cevap verebilirim.

İşte bu problemler nedeniyle, burada konu açmadan önce daha önce açılmış konular varsa oradaki yazılanları da okuyarak, önceki ters gelen kısımlar varsa onları da kapsayacak şekilde yazmanız gerekirdi.

Ben, bu konu iki taraftada uzayıp gideceğinden burada cevaplamayacağım. Seri yazım altında Musa peygamber ve zamanındaki kıssalar sıralı olarak ele alarak bu kıssaya gelip, orada detaylandırmayı düşünüyorum.

selamlar,
aorskaya


-------------------------

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 12



Siz kendinize bütün yazılara cevap verme görevi biçerseniz, yıpranırsınız.Acele ile bir çok ayeti es geçersiniz. Ki malesef bilgi olarak da zanna göre yorum yapıyorsunuz. esaslı bir formata ihtiyacınız var gibi gözüküyor. Kuran ayetlerini arapça metni ile değerlendirin. Kelime anlamlarını da kuran çerçevesinde farklı anlamlarını da göz önüne alın.

Rabbimiz ilminizi artırsın.

Bu müteşabih bilgilerin yorumunu Allah bilir. Bilginler ise  "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. Bizler sözün en güzelini hayatımıza yansıtmalıyız.

Örnek olan rasuller ise, mucize getiren bir nebinin örnekliği ne kar mümkün olur ki.

Alırsınız bir dal parçası, sonra güzel örneğinizi baz alarak, denizi yarmaya çalışırsınız. Uğraşmayın, yarılmaz; Çünkü sünnetullah değişmez.

Allah her insana eşit şekilde yaklaşır. Mucize gören ile görmeyen bir olur mu. Bu Allah'ın adaletine yakışmaz zaten. Subhanallah

İlk insanlara da Allahın ayetleri okundu, bizlerde Kuran ile Allahın apaçık ayetlerini (ayatün beyyinat) okuyoruz. Hiç kimseye ekstra tolerans yok. 


-------------------------
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1661



Siz kendinize bütün yazılara cevap verme görevi biçerseniz, yıpranırsınız.Acele ile bir çok ayeti es geçersiniz. Ki malesef bilgi olarak da zanna göre yorum yapıyorsunuz. esaslı bir formata ihtiyacınız var gibi gözüküyor. Kuran ayetlerini arapça metni ile değerlendirin. Kelime anlamlarını da kuran çerçevesinde farklı anlamlarını da göz önüne alın.

Bunlar zaten olmazsa olmazımdır. Yine; Ki malesef bilgi olarak da zanna göre yorum yapıyorsunuz. şeklindeki görüşünüz doğru değildir. Aynı kanıya ben sizinle ilgili varmak istemiyorum. Bu nedenle, ayetler üzerinde her düşünceyi dinliyor ve ayrı değerlendiriyorum. Doğru ve mantıklı gelirse onaylayıp, ters gelirse görüşümle birlikte reddediyorum.

Sizin yazılarınızda da aynısını yapıyorum. Zannın çoğunun yanlış olacağını bilerek, mümkün olduğu ölçüde zanna göre hareket etmem, etmemeliyiz.

Rabbimiz ilminizi artırsın.

İnşallah, artırsın. Bu hepimize gereklidir, rabbim duamızı kabul eder inşallah.

Bu müteşabih bilgilerin yorumunu Allah bilir. Bilginler ise  "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. Bizler sözün en güzelini hayatımıza yansıtmalıyız.

işittim ve iman ettim... Bir kere daha...

Örnek olan rasuller ise, mucize getiren bir nebinin örnekliği ne kar mümkün olur ki.

Alırsınız bir dal parçası, sonra güzel örneğinizi baz alarak, denizi yarmaya çalışırsınız. Uğraşmayın, yarılmaz; Çünkü sünnetullah değişmez.

Allah her insana eşit şekilde yaklaşır. Mucize gören ile görmeyen bir olur mu. Bu Allah'ın adaletine yakışmaz zaten. Subhanallah


İlk insanlara da Allahın ayetleri okundu, bizlerde Kuran ile Allahın apaçık ayetlerini (ayatün beyyinat) okuyoruz. Hiç kimseye ekstra tolerans yok.  


1- Burada yine yanlışa düşmektesiniz!

Dünya yaşamı sınav ise, bireysel olarakta, toplum olarakta insanlar farklı zamanlarda farklı şartlara tabi tutulabilir. Bu sünnetullaha aykırılık oluşturmaz. Bu nedenle, mucizelerin gösterilmesi haktır, bize de gösterilseydi gibi gerekçeler anlamsız olacaktır. Çünkü, mucizeleri bizzat yaşamalarına rağmen inanmayanaların örnekleri önümüzdedir.

2- "Dal parçası al eline" diye; haddini aşan laflar etmişsin. Burada; gereksiz bir komplekse düşüp, havalandığını görüyorum. Ama, insanın en zayıf anı, kendine en çok güvendiği andır. Bunu unutma, hele de şeytanın bu fırsatı kolladığını aklından hiç çıkarma. Ben şahsımla ilgili olarak bu lafın üzerinde durmayacağım.

Ancak; Senin dal parçası diye küçümsediğin asanın rabbimizden bağımsız hareket etmediğini sana hatırlatırım.

Az önce barajların infilak ettirilmesi diye mucize olayına katılan yazılar yazarken, birden bire "dal parçasını eline al" moduna geçmek neyin göstergesidir?

Mucize kıssa  yada kıssa olduğuna bile inanmıyor idiysen, neden baraj hikayesi ile konuya girdinki o zaman... neden, bu semboldür, şunu örneklemeye çalışmaktadır diyemedin?

Bir müslüman olarak önce tutarlı olalım, ciddi olalım, mütevazi olalım...

3- Mucize gören ile görmeyen, aynen sakat doğan ile sağlam doğan arasında olan fark gibi durumlara sahiptir.

Şimdi sakatlar, adil olmayan sünnetullahtanmı bahsetmelidir? Eyüp peygamber, muhammed peygamberle kendi durumunu kıyaslayıp adaletsizliktenmi dem vurabilir?

Ayrıca, rabbimizin ayetleri zaten bir mucize çeşididir. Mucize görmeyen kimse yoktur aslında iyice düşünürsen... O nedenle, bu kıssalara büyük mucize bile denilerek ayrım yapılabilir.

neyse; sen şimdi mucizeleri reddetmeyemi başladın onu bilmiyorum ama, müslüman mütevaziliğini hiç bırakmamanı öneriyorum, aksinden sakınmanı diliyorum...

selamlar,
aorskaya




-------------------------
« Son Düzenleme: 14 Ağustos 2012, 05:11:25 ÖS Gönderen: aorskaya »

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
Sayfa: [1]   Yukarı Git Yanıtla    Anket ekle


Gitmek istediğiniz yer:  

Kuran Dersi | Vakıf Sitesi| Fetva Sitesi | Uygurca Site | Arapça Site | Rusca Site | Azerice Site | İngilizce Site | Almanca Site | SV Yayınları | Platform Sitesi 16 Nisan 2014, 12:14:07 ÖS
MySQL Kullanıyor Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006-2009, Simple Machines PHP Kullanıyor