Logo

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Amblem
ANA SAYFAYARDIMGİRİŞ YAPKAYIT DUYURULAR MEAL DİNLE KUR'AN DİNLE
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
15 Eylül 2014, 11:33:18 ÖÖ
Duyurular:
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı Git Yanıtla    Anket ekle
KUR'AN'DA RASTLADIN MI?  (Okunma Sayısı 7943 defa)

Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1342

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَMÜLK ALLAH'INDIR!



İslâm’ın yalnızca Kur’an-ı Kerim’den öğrenilmesi gerektiğini dillendiren, böylelikle Kur’an merkezli bir din ortaya koyma iddiası içerisinde olan söylemlerle zaman zaman karşılaşıyoruz. Sünnet’i geri plana itip sadece Kur’an’ı referans almaya çağıran bir oluşum bu.
 
Gün geçmiyor ki dinî bir mevzuda delil olarak getirilen hadise karşılık, orada bulunanlar tarafından “Bize hadis okuma ayet getir!”, “Bu konuda ayet var mı?” gibi tepkilerle karşılaşılmasın. Bu tür tepkiler, dinî olmaktan çok siyasî karakter taşıyan “Kur’an merkezli din” iddiasının halk arasındaki tezahürü sadece.
 
Söz konusu oluşumun temel iddiası “Kur’an müslümanlığı”, “Kur’an İslâm’ına dönüş” gibi çeşitli kavramlarla müslümanları Kur’an etrafında birleştirmek, sahih bir din anlayışı kazandırmak…
 
Ancak “Kur’an İslâm’ı” tabiri ilk bakışta ne kadar kulağa hoş gelse de, işin detayına inildiğinde hiç de böyle olmadığı anlaşılıyor. Çünkü gerçekte Kur’an’ı merkeze aldığını söyleyen bu akım aslında sünnetleri tasfiye etmek suretiyle dini adeta kuşa çevirme eğiliminde.
 
Sömürgecilerin ektiği tohum
 
Bu tür marjinal yaklaşımları daha çok yabancı devletlerin fiilî yahut kültürel sömürüsüne maruz kalmış İslâm ülkelerinde görmek mümkün. Sömürgeci devletler, İslâm ülkelerindeki ilahiyat fakültelerine yerleştirmiş oldukları oryantalist zihniyet üzerinden özellikle Sünnet’in ümmet içindeki itibarını ve konumunu zayıflatmak, hatta saf dışı bırakma neticesine yönelik faaliyetlerin öncülüğünü yapmışlardır.
 
Hindistan buna önemli bir örnek teşkil eder. Çünkü bilindiği gibi bu bölge 1858’de resmen İngiliz hakimiyetine geçmiş, buna paralel olarak bölgede Hıristiyan propagandasıyla beraber Oryantalistlerin İslâm’a yönelik art niyetli çalışmaları da hız kazanmıştır. İlginçtir, sömürgeleştirilen Hindistan’a bağlı Delhi şehrinde kurulan İslâmî İlimler Fakültesi’nin başına, İngiliz Doğu Hint Şirketi sponsorluğunda, Avusturya asıllı İngiliz bir oryantalist olan Dr. Alois Sprenger getirilmiştir. Sprenger, ilk kez hadislerin büyük bir kısmının “uydurma” olduğunu iddia eden, Sünnet’in kaynak oluşuna yönelik eleştirel makaleler kaleme alan, böylece sünneti saf dışı bırakmayı hedefleyen biridir. İşte bu fitne sebebiyle İslâm dünyasında Sünnet’i toptan inkâr etme hareketi de ilk olarak Hindistan müslümanları arasında baş göstermiştir.
 
İçimizdeki aldanmışlar
 
Kur’an merkezli İslâm iddiasını sadece yabancı unsurlarda aramak elbette yanlış olur. Bunda yüzü ve gönlü Batı’ya dönük müslüman ilim adamlarının da büyük rolü var. Onlar, 19. asrın sonlarından itibaren içinde bulundukları yenilmişlikten müslümanları kurtarmak için dinde köklü bir değişimin gerekliliğine inanmış, böylece Sünnet ve geleneksel mezheplerin toptan inkârına giderek, Kur’an merkezli/selefî bir din anlayışını tesis etmeyi önermişlerdir.
 
Gerçekten “Kur’an İslâm’ı” söylemini hayata geçirmek mümkün müdür? Sünnetleri saf dışı bırakmak suretiyle yalnızca Kur’an’ı esas alan bir din inşası ilahi maksadı ne ölçüde doğru yansıtabilir?
 
Peşinen şunu ifade edelim ki Sünnet olmadan Kur’an-ı Kerim’i ne doğru ve sahih bir şekilde anlamak ne de uygulamak mümkündür. Çünkü Kur’an ancak beyan edilerek/açıklanarak anlaşılabilir. Onun beyanı Hz. Peygamber s.a.v.’e, dolayısıyla Sünnet’e aittir. Bunu bizzat Kur’an-ı Kerim’in kendisi şöyle ifade buyuruyor: “Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamber! Sana da Kur’an’ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.” (Nahl, 44)
 
Başka bir ayet-i kerimede Rabbimiz yeminle buyuruyor ki; “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 65)
 
Sünnet Kur’an’ı beyan etmeseydi
 
Pekala Sünnet Kur’an-ı Kerim’i beyan etmeseydi ne olurdu?
 
Sünnet, Kur’an-ı Kerim’i beyan edip açıklamasaydı Kur’an’ın açıklanmamış hükümleri murad-ı ilahiye uygun bir şekilde anlaşılamaz; anlaşılamayacağı için de üzerine hüküm bina edilemezdi. Dolayısıyla ne namaz, ne zekât, ne oruç, ne hac gibi ibadetlerden, ne de muamelat ve ukubata dair diğer hükümlerden bu denli geniş ve teferruatlı bir şekilde söz edilebilirdi.
 
Bu itibarla Sünnet, Kur’an-ı Kerim’in anahtarı gibidir. Sünnet olmadan Kur’an doğru bir şekilde anlaşılamaz. Kur’an anlaşılmayınca da din, murad-ı ilahiye uygun olarak tesis edilmiş olmaz. Yani Sünnet olmazsa din de olmaz. Şu halde Sünnet’i göz ardı ederek sadece Kur’an’ı esas alan bir din oluşturma eğilimi, haddizatında dini ortadan kaldırmakla aynı anlamdadır.
 
Aslında bu tür eğilimler İslâm’ın ilk asrından beri olagelmiştir. Sahabeden İmran b. Husayn r.a.’ın meclisinde meydana gelen tartışma buna örnektir. Olay şöyle:
 
Bir gün İmran b. Husayn r.a. mescitte otururken, yanında şefaatten konu açılır. İmran b. Husayn r.a. konuyla ilgili hadislerden delil getirirken, orada bulunanlardan biri:
 
– Siz bize hadisler anlatıyorsunuz. Oysa biz bunlarla ilgili Kur’an’da bir delil bulamıyoruz, der. Hz. İmran r.a. adama çıkışarak şöyle sorar:
 
– Sen Kur’an’ı okudun mu?
 
– Evet
 
– Peki, orada (farzları itibariyle) yatsı namazının dört, akşamın üç, sabahın iki, öğle ile ikindinin dört rekât olduğuna rastladın mı?
 
– Hayır.
 
– Peki, bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Rasulullah s.a.v.’den öğrenmedik mi? Yine (Kur’an’da) kırk dirheme bir dirhem, kırk koyuna bir koyun, şu kadar deveye şu kadar zekât düştüğüne rastladın mı?
 
– Hayır.
 
– O halde bu bilgileri kimden aldınız? Biz Rasulullah s.a.v.’den, siz de bizden aldınız. Keza Kur’an-ı Kerim’de “Beyt-i Atîk’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac, 29) ayetini gördünüz. Pekala, “Kâbe’yi yedi defa tavaf edin”, “Makam’ın arkasında iki rekât namaz kılın” diye bir ifadeye denk geldiniz mi? Kur’an’da buna rastladınız mı? Öyleyse bu bilgiyi kimden aldınız? Biz Rasulullah s.a.v.’den, siz de bizden almadınız mı?
 
– Evet.
 
– Peki İslâm’da celeb(¹), ceneb(²) ve şiğâr(³) ın olmadığına dair Kur’an’da bir delile rastladınız mı?
 
– Hayır.
 
– Oysa ben Allah Rasulü s.a.v.’in “İslâm’da celeb, ceneb ve şiğar yoktur” (Ebû Dâvûd, Zekat, 9) dediğini işittim. Öte yandan Allah Tealâ’nın Kur’an-ı Kerim’de “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak etdiyse ondan da sakının.” (Haşr, 7) diye emrettiğini de duymuşsunuzdur. (Beyhakî, Delâilu’n-Nübüvve, 1/25, 26)
 
Görülüyor ki, din adına Kur’an’ın tek referans kabul edilmesi söylemi dün de gündeme getiriliyordu, bugün de getiriliyor. Bu tip iddiaların kimi kasıtsız olsa da büyük çoğunluğu siyasi ve kasdî olup, hedefte Sünnet’i ve Ehl-i Sünnet anlayışını saf dışı bırakma fikri yatıyor. Bu itibarla samimi müslümanların bu tür söylemlere aldanmamaları, Sünnet’ten yüz çevrilerek inşa edilen müslümanlığının Kur’an’la ve İslâm’la alakasının olmadığını unutmamaları gerekir.
 

(¹) Celeb: Zekât memurunun bir yerde konaklayıp zekât verecek durumdaki mal sahiplerini oraya çağırıp toplaması ve zekâtları o yerde alması.
 
(²) Ceneb: At yarışına katılan kimsenin yanında bir de yedek at bulundurması ve koşu esnasında bindiği hayvan iyice yorulunca onu bırakıp yedekte olana binmesi, yani hile yapması.
 
(³) Şiğâr:

 Mehir alıp vermemek için iki kişinin birbirinin yakınlarından birer kadınla evlenmeleridir.
 SEMERKANT DERGİSİ


-------------------------

-------------------------
اشهد ان لا اله إلا الله واشهد ان محمد رسول الله
 Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur.
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1672



Peşinen şunu ifade edelim ki Sünnet olmadan Kur’an-ı Kerim’i ne doğru ve sahih bir şekilde anlamak ne de uygulamak mümkündür. Çünkü Kur’an ancak beyan edilerek/açıklanarak anlaşılabilir. Onun beyanı Hz. Peygamber s.a.v.’e, dolayısıyla Sünnet’e aittir. Bunu bizzat Kur’an-ı Kerim’in kendisi şöyle ifade buyuruyor: “Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamber! Sana da Kur’an’ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.” (Nahl, 44)
 
Başka bir ayet-i kerimede Rabbimiz yeminle buyuruyor ki; “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 65)
 
Sünnet Kur’an’ı beyan etmeseydi
 
Pekala Sünnet Kur’an-ı Kerim’i beyan etmeseydi ne olurdu?
 
Sünnet, Kur’an-ı Kerim’i beyan edip açıklamasaydı Kur’an’ın açıklanmamış hükümleri murad-ı ilahiye uygun bir şekilde anlaşılamaz; anlaşılamayacağı için de üzerine hüküm bina edilemezdi. Dolayısıyla ne namaz, ne zekât, ne oruç, ne hac gibi ibadetlerden, ne de muamelat ve ukubata dair diğer hükümlerden bu denli geniş ve teferruatlı bir şekilde söz edilebilirdi.
 
Bu itibarla Sünnet, Kur’an-ı Kerim’in anahtarı gibidir. Sünnet olmadan Kur’an doğru bir şekilde anlaşılamaz. Kur’an anlaşılmayınca da din, murad-ı ilahiye uygun olarak tesis edilmiş olmaz. Yani Sünnet olmazsa din de olmaz. Şu halde Sünnet’i göz ardı ederek sadece Kur’an’ı esas alan bir din oluşturma eğilimi, haddizatında dini ortadan kaldırmakla aynı anlamdadır.
 
Aslında bu tür eğilimler İslâm’ın ilk asrından beri olagelmiştir. Sahabeden İmran b. Husayn r.a.’ın meclisinde meydana gelen tartışma buna örnektir. Olay şöyle:
 SEMERKANT DERGİSİ


Allah'ın selamı üzerinize olsun.

Yazınızı sonuna kadar sabırla okudum. Burada sabır deyimini, yazının uzunluğuna değil, yazının dayanılmaz içeriğine söylediğimi biliniz.

Yazınızı okurken, önce şahsınızın iddiaları olduğu şeklinde değerlendirerek, hem üzülmüş hemde sevinmiştim.


Üzülmüştüm, çünkü kendine müslüman diyen bir kardeşimiz, kuranı terk etmenin hafifliğini sergieyerek; onu bilmediği için, ilgi duymadığı için, yeteri değeri vermediği için ona eksiklik iddia ediyordu.

Sevinmiştim, ilk defa kendine ait iddialar ortaya koyduğuna göre hiç değilse aklını kullanmaya başlamıştı. Aklını kullanan birinden de yanlışta olsa korkulmaması gerektiğini, çünkü aklı kullandıkça mutlaka kurana tabi olacağını geç te olsa göreceğini bilirim. Dolayısıyla, şimdi eksiklik izafe eden biri aklını kullandıkça, eksikliğin olmadığını mutlaka görecektir.

Ancak; yazının altında kaynakça olarak "semerkant dergisi" ni görünce; kardeşimiz hakkında yanıldığımı fakat çok daha büyük tehlike olarak, büyük bir kitleye ulaştırılan yanlış bir anlayış olduğunu görünce sevincim yerini daha büyük bir üzüntüye bıraktı.

Ben, yazının içinden yukarıya alıntıladığım kısmı, kendine müslüman diyenlerin söyleyebilmesini, iddia edebilmesini ayıplarım, esefle karşılarım. Bu nedenle, yazının başlığına bile yazmanın, bir müslümanın onuruna dokunması gerektiğini düşünürüm.


Bu başlık ve içindeki yazı ; imansızların, örneğin ateistlerin bir formunda ateistler tarafından yazılmış olsaydı, elbette orada cevaplardım.

Ama, müslüman birinin; "kuranı bilmediğini; daha da kötüsü, bilmediğini de bilmediğini göremeden", kompleks bir edayla yazdığı yazıya bu başlıkta cevap vermeyeceğim.


1- Kurana yapılan bu iftiralara cevabımı; bir başlık açarak orada vereceğim. Bu başlık, "kurana eksiklik iddiası iftiradır, iddia sahibi cahil veya müfteridir". olacaktır.

2- yazıda, hadis iddiasıyla ortaya konan, aklınca kuranda olmayan şeyleri ispatladığını sanan açma bir rivayet vardır, k, bunu da hadisler-rivayet başlıklı bir yazımda ele alıp yanlışını göstereceğim.

BEN MÜSLÜMAN BİRİNE BU BAŞLIK AÇMASINI YAKIŞTIRAMADIM, CEVABIMI BAŞKA BAŞLIKTA VERECEĞİM.
saygılarımla...
aorskaya


-------------------------
« Son Düzenleme: 16 Haziran 2012, 12:16:46 ÖS Gönderen: aorskaya »

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   

Sr. Member
****

Mesaj Sayısı: 474


huseyn kardesim sofimisin ? nurcumusun ?? vallahi anlamakda zorluk cekiyorum..


-------------------------

-------------------------
[A’raf Suresi] 3. Rabbinizden size indirilene Kur’an’a uyun. O’nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
   

Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1342

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَMÜLK ALLAH'INDIR!


Kaya kardeşim ben Allah cc kemter bir kuluyum,o kadar.bazen olur bir haikat bile bir ağıza yakışmaz işte ben buyum.Deryanın içinde ama deryadan habersizim.Allah bizi rahmetiyle ıslah etsin salihi selamete çıkarsın.Sağlık ve afiyet versin.amin.kandiliniz mübarek olsun.


-------------------------

-------------------------
اشهد ان لا اله إلا الله واشهد ان محمد رسول الله
 Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur.
   
Full Member
***

Mesaj Sayısı: 113


arkadaşım sizinde ve tüm islam alemininde kandili mübarek olsun.Şu mübarek gecede lütfen yazdıklarınızı bir kere daha gözden geçiriniz,kuran-ı doğru okuyup anlamaya çalışınız..Rabbimiz yemin ederek açık açık ayetlerimizi indirdik diyecek,siz rabbimizin bu  sözü üzerine "sünnet olmadan kuran-ı kerim ne anlaşılır nede uygulanır" diyeceksiniz..Bu gece tövbe edin ve ayetlere sımsıkı sarılın,anlattığınız uyduruk hikayeleride boşverin..


      KİM ALLAH'A DAYANIRSA O ONA YETER...


-------------------------
   

Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1342

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَMÜLK ALLAH'INDIR!


SEN NE DİYORSUN BE KARDEŞİM.HAYBEY'E YAZMIŞSIN.


-------------------------

-------------------------
اشهد ان لا اله إلا الله واشهد ان محمد رسول الله
 Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur.
   

Full Member
***

Mesaj Sayısı: 171


Peygamberin nasıl namaz kıldığını ve uygulamalarını sahabelerden geldiği şeklinde almanın bir sakıncası yoktur, ama peygamberin yaptığı gibi olmak şartıyla. tahiyat, sallli barik ayarında alternatif methodlar ile değil. Zaten namaz konusunda Kur'anın emri açıktır. Kur'an dan kolayınıza geleni okuyunuz ayeti ile açıklanmıştır.

yanlız Kur'an-ı Kerimin  açıklanmasınında kendine has bir methodu vardır, oda şöyledir:

method Hud 11nci suresinin ilk 2 ayetinde açıklanmıştır.

1. Bu kitabın ayetleri muhkem kılınmış (Hüküm içerirler) Sonra Hakim ve Habir tarafından açıklanmıştır.
2. Ki başkasına değil , yanlız Allaha kul olasınız/ibadet edesiniz.

Allah bir ayeti diğer bir ayetle açıklamaktadır. Bu Allah'ın sözüdür. Allah bu açıklamayı ne peygamberlere ne sahababelere ne de ehli sünnet takımına bırakmamıştır. Hakim ve karar merciyi yanlız Cenab-ı Hak'tır. Sizin okuduğunuz tevsirlerde her fıkhi ilim adamı kendisine göre Kuıran-ı açıklamaktadır. Bir ayet diğer bir ayeti başka sureler içinde detaylandırır ve açıklar. Gel bu gerçekleri bugünki ve geçmişteki islam alimlerine anlat. Bilirler, anlarlar ama işlerine gelmez.

Ayrıca Nahl Suresi 16/44
"Açık deliller ile, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikri/Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler."

Burdaki ayette peygamberin görevininin açıklamak değil sadece tebliğ etmek olduğu çok nettir. Zaten arapça bilenler huseyin kardeşimizin nasıl çarptırdığına güleceklerdir. Ayrıca ayetin devamındaki cümlede derin düşünesiniz ibaresi var.. Açıklanan şey idrak edilir, ve anlaşılır. Tebliğ edilen şey ise düşünmeyi gerektirir. Peygamberin görevinin sadece tebliğden ibaret olduğunu herkes bilir; bir sürü ayet var bu konuda arzu ederseniz onların hepsini sıralarım.

İkinci husus Kur'an da eskiye dair anlatılan konuların/hikayelerin (genelleme ve özet olarak anlatılan konuların), Allah'ın gönderdiği eski kitaplarda da olmasıdır. Kuranda açıkça birçok Nebiye kitap verildiği tartışılmaz bir noktadır. Bunlar araştırılır, Kur'an süzgecinden geçirirlir ve gerçek yani Allah'ın Sünneti ortaya çıkar. Gerçek nesih kavramları gözle görülür ve  Şu anki İslam alemi daha Allah'ın sünnnetinin ne olduğunu tam manasını bilmeden Peygamberin sünneti diye kavramı size sunarak, kendinizi daha hayırlı veya yakın hissetmenize neden olmak için bu tezgahı kurmaktadır. Şu anki ehli sünnet kavramı tamamen çıkar çevrelerinin, sahtekarların, yobazların düzenlediği bir tiyatro kavramının ötesine geçmez. Bunu zaten tarikatların tutuklanan hocalarından hergün ayrı ayrı görüyoruz.

Bizim diyanetimizde aynı vatikanın yolunda ilerlemektedir. Bunlar sizi Kur'andan uzak tutar ve vaktinizi ziyan etmenize neden olur. Kendilerinin üzerine örtmek istedikleri Ayetlere karşı sahte bir hadis sistemiyle ellerinin yazdığıklarını size okutur ve Kur'anın manasını öğretmezler.

Örnek : Mekkelilerin putlarını araya koyarak bunlar Allahınm kızları, Allaha bizi daha yaklaştırsınlar diye bunlara ibadet ediyoruz demelerinin ki onlarda Allahın bir ve tek olduğunu biliyorlardı. Ama genede müşrik sayıldılar.

bugünkü müslümanların Hz. peygamberi , Ebu bekiri, Ömeri , sahabeyi araya koyup biz daha hayırlıyız demeleri de gene aynı icraatın bir değişik versiyonudur.

Bu insanları sevebilirsiniz. tabiki Hz. Muhammed a.s saygı da göstericez ama dozunu kaçırmadan. Peygamberimiz veda hutbesinde dediği gibi size bir kitap bırakıyorum ki yolunuzu her kaybettinizde sizin doğruyu bulmanızı sağlayan Allah'ın Kitabı Kur'an dır ifadesini hatırlayın. Size hadis bırakıyorum diye bir ibare varmı. Zaten bütün sorunlar bu hadislerden çıkmıştır. mesheplerin bölünmelerinde üç çıkış kaynağı vardır. hadisçilik ve çıkar/para ve daha hayırlı/yakın olma çabası (kibir).

İslamı tüm dinlerden ayıran hususda Kur'an da açıklandığı üzere İslam Allah ile Kulun arasına hiçbirşeyin, hiçbir kimsenin girmesine kabul etmez. Yaptığınız anda bunu şirk sayar ve affedilmez günah olarak sırtınıza yükler. Şeffat  edilecek diyen diyanete sesleniyorum. Kimseden şefaat kabul edilmeyecek diye Kuran-ı kerimde bir düzine ayet var iken. Sizler ya kafayı yemişsiniz, ya Kur'an düşmanısınız yada ruhunuzu paraya pula satmış alçaklarsınız. Bunun başka bir izahı yok.

Allah'm bizi bugünki insanlara sunulan din anlayışından kurtar!
ve hakikatı dinlendiren okuyan düşünen gerçek Kur'an mümini insanların sayısını arttır.
Amin.

"Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını Kur'an da vermiştir" Hz. Muhammad A.S. veda hutbesi  
Selam olsun,


-------------------------
« Son Düzenleme: 17 Haziran 2012, 10:56:33 ÖÖ Gönderen: mehmet81 »

-------------------------
Ey büyük güneş! Aydınlatacak birşeyin olmasa bahtın ne olurdu?!
   

Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1342

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَMÜLK ALLAH'INDIR!


Alıntı
Alıntı Ekle

Peygamberin nasıl namaz kıldığını ve uygulamalarını sahabelerden geldiği şeklinde almanın bir sakıncası yoktur, ama peygamberin yaptığı gibi olmak şartıyla. tahiyat, sallli barik ayarında alternatif methodlar ile değil. Zaten namaz konusunda Kur'anın emri açıktır. Kur'an dan kolayınıza geleni okuyunuz ayeti ile açıklanmıştır.
Acaba peygamber nasıl kılmış?

Alıntı
1. Bu kitabın ayetleri muhkem kılınmış (Hüküm içerirler) Sonra Hakim ve Habir tarafından açıklanmıştır.
2. Ki başkasına değil , yanlız Allaha kul olasınız/ibadet edesiniz.

maşallah.ne alaka.ali imran 7. ayette bu kitabın bir kısmı müteşabihtir diyor ama.
Hayrettin bir vakasın biz kimin kuluyuz.

Alıntı
Örnek : Mekkelilerin putlarını araya koyarak bunlar Allahınm kızları, Allaha bizi daha yaklaştırsınlar diye bunlara ibadet ediyoruz demelerinin ki onlarda Allahın bir ve tek olduğunu biliyorlardı. Ama genede müşrik sayıldılar.

bugünkü müslümanların Hz. peygamberi , Ebu bekiri, Ömeri , sahabeyi araya koyup biz daha hayırlıyız demeleri de gene aynı icraatın bir değişik versiyonudur.
tabi canım.şimdide şefaati reddet.putla ebubekir haşa aynıymış.
Alıntı
Burdaki ayette peygamberin görevininin açıklamak değil sadece tebliğ etmek olduğu çok nettir. Zaten arapça bilenler huseyin kardeşimizin nasıl çarptırdığına güleceklerdir. Ayrıca ayetin devamındaki cümlede derin düşünesiniz ibaresi var.. Açıklanan şey idrak edilir, ve anlaşılır. Tebliğ edilen şey ise düşünmeyi gerektirir. Peygamberin görevinin sadece tebliğden ibaret olduğunu herkes bilir; bir sürü ayet var bu konuda arzu ederseniz onların hepsini sıralarım.
Tabi canım.arapçanız pek ala..niye sana matematik öğretmenin üslü sayıları anlattı açıkladı.sen üssülü sayılarla ilgili bir problemde düşünmeden yapabiliyormusun?

Alıntı
İslamı tüm dinlerden ayıran hususda Kur'an da açıklandığı üzere İslam Allah ile Kulun arasına hiçbirşeyin, hiçbir kimsenin girmesine kabul etmez. Yaptığınız anda bunu şirk sayar ve affedilmez günah olarak sırtınıza yükler. Şeffat  edilecek diyen diyanete sesleniyorum. Kimseden şefaat kabul edilmeyecek diye Kuran-ı kerimde bir düzine ayet var iken. Sizler ya kafayı yemişsiniz, ya Kur'an düşmanısınız yada ruhunuzu paraya pula satmış alçaklarsınız. Bunun başka bir izahı yok
tabi canım.hoşunuza gitmeyen bir açıklama olnuca o batıl,açıklayanda alçaktır ,di mi?

"Sizden birisine ölüm yaklaştığı vakit, eğer ardında mal bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılınmıştır. O kimse anne ve babasına ve akrabasına uygun şekilde vasiyetini yapsın. Bu Allah'tan sakınanlar üzerine bir borçtur." (Bakara, 2/180).
Bu ayet-i kerimenin hükmü Nisa suresinin baş kısımlarındaki miras paylarını belirleyen ayetlerle neshedilmiştir. Ayrıca bu ayeti neshedecek mahiyette olmak üzere:

"Allahu Zülcelal hazretleri her hak sahibine hakkını vermiştir. Öyleyse artık herhangi bir varis lehine vasiyet yoktur." buyurulmuştur.
Amr İbnu Hatice (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) devesinin üzerinde hitabede bulundu. Ben devenin boynunun altında idim. Deve durmadan geviş getiriyor, hayvanın salyası omuzlarımın arasında akıyordu. İşte bu esnada Aleyhissalâtu vesselâm'ın şu sözünü işittim:

"Allah Teala Hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Bu sebeple varislerden biri lehine vasiyet yoktur." [Tirmizî, Vesaya 5, (2122), Nesai, Vesaya 5, (6, 247).]
Ebu Ümame (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Allah Teala Hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Öyleyse varis lehine vasiyet yoktur. Çocuk yatağa aittir. Zani için mahrumiyet vardır. Gerçek hesapları Allah'a aittir. Kim kendisini babasından başkasına nisbet eder veya hakiki velisinden başkasını veli gösterirse, kıyamet gününe kadar Allah'ın laneti üzerine olsun." (Tirmizî, Vesaya 5, Ebu Davud, Büyû 90,)
Bu hadis, birçok hükmü beraberce teşrî etmektedir:

* Variseye vasiyet yapılamaz. Allah varislere murisin malından muayyen bir hak ayırmıştır. Öyle ise vasiyette de bulunarak bu miktar artırılamaz.

* Çocuk kimin yatağında doğmuşsa neseb itibariyle ona aittir. Yani anneye aittir. Burada anne, firaş (= yatak) olarak tesmiye edilmiştir. Hadis, çocuğun yatağa kim sahipse ona ait olduğunu ifade ediyor. Yatağın sahibi koca, efendi veya vatiu'şşüphe (kadına temas ettiği şüphesini taşıyan kimse) bu hususta birdir. Ancak zaniye neseb hakkı yoktur. Onun fiili ona hadd tatbikini gerekli kılmıştır. Çünkü hadiste "zani için taş var" buyrulmuştur.

Nesebini inkâr etmek, hakiki nesebini bildiği halde bir başkasına nisbet etmek haramdır. Neseb bağı, veraset gibi birkısım hukuk getirdiği gibi evlenme yasakları gibi daha başka ahkâma da kaynaktır. Dolayısıyla bilerek nesebini inkâr veya yabancı bir nesebe intisab, İslam'ın üzerinde hassasiyetle durduğu birçok haramların işlenmesine, mahzurların vukuuna zemin hazırlayacaktır.

(Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. İbrahim Canan)

lafı anla bak açıklamış ama düşenmemişsin.


-------------------------

-------------------------
اشهد ان لا اله إلا الله واشهد ان محمد رسول الله
 Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur.
   

Full Member
***

Mesaj Sayısı: 171


kardeşim,
sen o 11. hud suresinin ilk iki ayetini bir 10 kez daha oku- anlıyamıyorsun galiba.

senin efendi efendi diye çağırdın Hz. Peygamber bak nedemiş ?
madem bayılıyorsun hadislere bunları iyice hazmetmeye bak Gülümseme

KÜTÜB-İ SİTTE‘DEN KONUYLA İLGİLİ 2 HADİS

Hadis No: 5391-5355 – Mutrıf İbnu Abdillah, babasından naklediyor: “Benî Âmir heyetiyle Resûlullah (a.s)’ın yanına gitmiştik. “Sen bizim efendimizsin!” diye hitap ettik. “Efendi, Allah’tır!” buyurdular. Biz: “Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!” dedik. Bize: “Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi (mübalağalı medihlerde) koşturmasın!” buyurdular.” Ebu Dâvud, Edeb 10, (4806).

Hadis No: 5392-5356-Hz. İbnu Abbâs anlatıyor: “Hz. Ömer’in şöyle söylediğini işittim: “Resûlullah’’ı dinledim diyordu ki: “Hakkımda, Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben bir kulum. Benim için “Allah’ın kulu ve elçisi deyin.” Buhârî, Enbiya 44, (Teysîr, bu hadisi Müslim’in de rivayet ettiğine işaret eder.)

Allah ayetleri kendi açıklar. Bir ayet hüküm içerir veya anlamı net değilse, diğer ayetlerde detaylandırarak herşeyi ap açık ortaya koyar. Bu Kur'anın sistemidir.
sen benim arapçammı matematik bilgimi napacaksın ki ?
Benim efendim Allah. herhangi bir insan aralarda gezmiyor hiçde kusura bakma.
Allah a kul ol ve ibadette kimseyi ona ortak koşma - aralarada birilerini koyma, bunlar senin kendi hayrına olur... Sen git ordan burdan derle bikaç söz ben de sana hep ayetlerle cevap veriyim . Allah'ın sözünü yetersiz bulanların sonu nice olacak çok merak ediyorum !?'

Kehf Suresi 18/109-110

قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

Ey Muhammed De ki: "Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez."

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا

Ey Muhammed De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak, ilahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. O halde, Rabbine kavuşmayı uman, hayra ve barışa yönelik iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O'na ortak koşmasın."

Allah'tan kork ve bu tavrından vazgeçmeye bak. Sana bir kardeş tavsiyesi

selam olsun,










-------------------------

-------------------------
Ey büyük güneş! Aydınlatacak birşeyin olmasa bahtın ne olurdu?!
   

Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1342

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَMÜLK ALLAH'INDIR!


Mehmet Akif hocaya art niyetlinin bir sorar:

-ne yani hoca şimdi kur'an'da herşey yazıyor mu ?

M.Akif:

-evet Kur'an'da herşey yazıyor.

-peki ekmeğin nasıl yapılacağı da yazıyor öylemi?

-evet

-öyleyse ayette nasıl geçiyor?

-bilmiyorsanız bir bilene sorun(nahl,43)cevabını verir...

M.Akifin de anlatmak istediği gibi,

her yönüyle bizlere rehberdir.

insan bilmediğinin düşmanıdır!

Hz.isa as.Allahın oğludur dediler ki bu şirktir.Yalnış bir Allah inancıdır.Biz şirk mi koşuyoruz.efendimiz sav. deyince.bizim neyi kast ettiğimiz belli.Velhasılı efendi hazret kelimesinden bahs ediyoruz,saygın kişiler içinde Allah cc içinde kullanılır.


-------------------------
« Son Düzenleme: 17 Haziran 2012, 01:35:37 ÖS Gönderen: huseyn »

-------------------------
اشهد ان لا اله إلا الله واشهد ان محمد رسول الله
 Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur.
   

Sr. Member
****

Mesaj Sayısı: 474


Alıntı
senin efendi efendi diye çağırdın Hz. Peygamber

burada ne yanlislik var Ney tabiki efendim diyecegiz burada efendilikle ne kast ediliyor o cok önemli... (Allah (c.c) ebebeyinlerimize, insanlara bile nekadar saygili olmamizi söylüyor)
kuran bize yeter diyorsunuz ama Peygamberimize (s.a.v) bile saygili olmayi kabul edemiyorsunuz.. 
bakiyorumda bazi arkadaslar igce cigrindan cikmislar.. kendilerine göre ayetleri tefsir etmek, kendinize göre dogrulari tespit etmek ve bunlari yanlislik payi olsa dahi savuna biliyorsunuz..
hepimiz kuran okuyoruz, ehhh ozaman sizin anladiginizla benim anladigim neden bir degil ?? sizin anladiginiz dogru benim anladigim yanlis öylemi ??

Alıntı
-bilmiyorsanız bir bilene sorun(nahl,43)cevabını verir...

cok güzel bir cevap.. herseyi bildigini sananlara hidey olsun..


-------------------------

-------------------------
[A’raf Suresi] 3. Rabbinizden size indirilene Kur’an’a uyun. O’nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1672


senin efendi efendi diye çağırdın Hz. Peygamber bak nedemiş ?
madem bayılıyorsun hadislere bunları iyice hazmetmeye bak Gülümseme

Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Sevgili kardeşim mehmet,

1- Peygamber çağrılmaz, ona gidilir, tabi olunur.
2- "Efendi, efendi" derken sözün nereye gittiğini düşünmeden kızgınlıkla bu cümleyi kurduğunuzu düşünmek istiyorum. Ancak, ne olursa olsun amacını aşan bir söz olmuş.

Size daha önce bir yazımda da açıklamıştım. Müslümanlar, Yaratıcı anlamında, sahip anlamında "efendim" sözünü kimse için kullanmazlar.

Türkçede ise efendi sözcüğü nezaket göstergesi, değer, kıymey göstergesi olarak kullanılır. Öyleki kişiler birbirlerine konuşma esnasında bile, anlamadığı bir söz olunca tekrarlatmak için "efendim" diyebilir, yine telefonda arayan kimseye başlangıç olarak efendim diyebilir vb. İşte bunların hiçbirinde sakınca yoktur.

İslam dinine son peygamber olmak şerefine sahip olan Muhammed peygamberimize ise, bu anlatılanlardan sonra efendimn demek bir gerekliliktir.

İnsanlardan efendiler olabiliyorsa, peygamberler hepsinden efendidir. Peygamberler müslümanlara canından daha yakındır. Peygamberlere iman etmeyen dinden çıkar. O halde ona efendim demek rabbimize ait efendiliği vermek değil, onu kendimizden yüce yere koymaktır o kadar.

Ama ben bunları sizin zaten bildiğinizi ve kabul ettiğinizi düşünüyorum. Sözleri ise sadece öfke ile yazdığınızı düşünüyorum, ancak yine de dikkatli olmanızı öneririm.

2- Hadislere her müslüman bayılmalıdır. Hadisler peygamber sözüdür, onun için müslümanların o sözlere itiraz etmeden tabi olmaları, duyarlarsa çok zevk almaalrı, bundan faydalanmaları gerekir.

Ancak, sizin hadislerle hadis rivayetlerini birbirine karıştırark, hadis yazsanızda, aslında rivayetler yazmanız gerektiğini şimdi göreceğinizi düşünüyorum.

Çünkü hadis farklı, rivayet farklı şeylerdir. hadis peygamber sözüdür ve şartsız iman gerektiri, ama rivayet peygambere ait olduğu iddia edilen södür, hemen uyulursa dinden çıkılabilir. Rivayetler kurana ters ise hemen atılmalı, ters değilse dini açıklama olarak faydalanılmalıdır.

selamlar
aorskaya
 


-------------------------

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1672


"Sizden birisine ölüm yaklaştığı vakit, eğer ardında mal bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılınmıştır. O kimse anne ve babasına ve akrabasına uygun şekilde vasiyetini yapsın. Bu Allah'tan sakınanlar üzerine bir borçtur." (Bakara, 2/180).
Bu ayet-i kerimenin hükmü Nisa suresinin baş kısımlarındaki miras paylarını belirleyen ayetlerle neshedilmiştir. Ayrıca bu ayeti neshedecek mahiyette olmak üzere:

"Allahu Zülcelal hazretleri her hak sahibine hakkını vermiştir. Öyleyse artık herhangi bir varis lehine vasiyet yoktur." buyurulmuştur.
Amr İbnu Hatice (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) devesinin üzerinde hitabede bulundu. Ben devenin boynunun altında idim. Deve durmadan geviş getiriyor, hayvanın salyası omuzlarımın arasında akıyordu. İşte bu esnada Aleyhissalâtu vesselâm'ın şu sözünü işittim:

"Allah Teala Hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Bu sebeple varislerden biri lehine vasiyet yoktur." [Tirmizî, Vesaya 5, (2122), Nesai, Vesaya 5, (6, 247).]

selamun aleyküm,
Sevgili kardeşlerim,

Kuranda nesh olduğu iddiası imansızların ortaya koyduğu ve rivayetler yoluylada hadis diye müslümanlara kabul ettirilen bir saçmalıktır.

Alah tealanın hiç bir kitabında birbirini nesh eden ayet yoktur. Olursa bunlar o kitap için çelişki var demek olur. Halbuki, rabbimiz, kuranda 1 tane çelişki olmadığını bütün insanların bir araya gelse bile bulamayacağını iddia eder.

O halde, aynı kitapta nesh olduğu iddiası rabbimizin bu iddiası yanında zaten hemen yanlış olduğu görülmektedir. Yine de, biraz açıklama yapmamız gerekirse;

1- Her müslümanın kendi malını dilediği kimseye dilediği şekilde vasiyet etmesi onun en doğal hakkıdır.
2- Müslüaman, miraz bırakacağı kimseleri ve bırakacağı miras oranlarını kendisi, kendine göre nedenlerle belirleyecektir.
3- Müslüman, örneğin 5 çocuğundan 4 ü imanlı ise bunlara daha çok miras bırakmayı isterse ve 1 çocuğuna da imansız olduğu için daha az miras bırakmak isterse hatta, hiç bırakmak istemezse, mal sahibi olarak haklı olur ve rabbimiz buna izin verir.

İşte bu nedenle kuranda vasiyet hakkı vardır.

4- Kaldıki, vasiyet hakkı olmasa idi, yukarıdaki 5 çocuklu müslümanın malları diğer kardeşler yanında imansız kardeşede aynı miktarda pay edilecekti. O zaman, mal sahibinin bunun aksine isteğinin önüne geçilmiş olacak ve hakkını kullandırmama gibi bir yaptırım olmuş olacaktı.

5- İslamda önce vasiyet hakkı vardır. Muris, ölmeden önce vasiyet yapmışsa kurandaki oranlara bakılmaz vasiyet geçerlidir. Ama, vasiyet bırakmadan ölen birsisinin malları da doğal olarak, kurandaki paylara göre ve mirasçılara dağıtılacaktır.

Kuranın bu hükümleri nedeniyle, aksi yönde delil olarak yazdığın rivayetler uydurma rivayetler olmaktadır. Onlar hadis değildir.
Kurana ters hadis olmaz. Peygamber kurana ters söz söylemez, ters uygulama yapmaz.

Artık bunları sizde idrak etmeye çalışın.

selamlar...
aorskaya


-------------------------

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   

Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1342

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَMÜLK ALLAH'INDIR!


Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.



-------------------------

-------------------------
اشهد ان لا اله إلا الله واشهد ان محمد رسول الله
 Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur.
   
Grup: Yönetici
Hero Member
*****

Mesaj Sayısı: 1672


Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız, onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

Selamun aleyküm,

Hüseyn kardeşim bu ayeti, kuranda nesh olduğuna delil göstermek içinmi astın?

Neden sadece ayeti yazıp bırakıyorsun? Bu ayeti buraya yazınca, bu ayetle neyi savunduğunu gerekirse ayetten alıntı yaparak, yada ilgili kısmı farrklı boyayarak yazamıyorsun?

Eğer, bu ayeti, vasiyetin olmadığına, yada sonra kalktığına delil olarak kullanmaya çalışıyorsan, ayeti bir kez daha fakat dikkatlice okumanı isterim.

Kuranda, mirasla ilgili her ayet, önce vasiyeti kabul eder, ardından kalan mallar yada vasiyet yapılmamışsa bütün mallar için kendi belirlediği oranlara göre paylaştırmayı ister.

Yani, kuranda nesh yoktur. Zaten kuranda nesh olması demek, en az iki ayetin birbibirni yanlışlaması, çelişki olması demektir.

Ama, yok, çünkü a Allah kitabıdır, Allah sözüdür, onda çelişki olmaz.

Artık, kurana ters rivayetleri; doğru kabul etmek, din kabul etmek yerine onların hadis olamayacaklarını düşünmeye başlasan iyi olur.

selamlar
aorskaya

 


-------------------------

-------------------------
Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’ân’ı) bulanık görürse başına bir şeytan sararız. O (şeytan)onun arkadaşı olur. Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını hesap ederler.” (Zuhruf 43/36-37)
   
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı Git Yanıtla    Anket ekle


Gitmek istediğiniz yer:  

Kuran Dersi | Vakıf Sitesi| Fetva Sitesi | Uygurca Site | Arapça Site | Rusca Site | Azerice Site | İngilizce Site | Almanca Site | SV Yayınları | Platform Sitesi 15 Eylül 2014, 11:33:18 ÖÖ
MySQL Kullanıyor Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006-2009, Simple Machines PHP Kullanıyor