CENNETE KİMLER GİRER?

(1/1)

abdurahmanaltay:
Cennete Kimler Girer?

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî olanlar; bunlardan kim Allah'a ve Ahiret gününe inanır ve iyi işler yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler.” (Bakara 2/62)

Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur. Peygamber tebliği ulaşan ise o peygambere inanmak ve onun gösterdiği gibi yaşamak zorundadır. Tebliğin ulaşması, peygamberin mucizesini, yani peygamberlik belgesini görmekle olur. Çünkü o zaman Allah’ın elçisini, gözüyle görmüş gibi kesin bilgiye ulaşır. Muhammed aleyhisselamın belgesi Kur’ân’dır. Kur’ân âyetlerini, kendi anlayacağı dille anlayarak okumamış veya dinlememiş kişilere de tebliğ ulaşmış olmaz.

Yukarıdaki âyetin bir benzeri Mâide suresinde geçer. O âyet, öncesi ve sonrasıyla şöyledir:

“De ki: "Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş olanı uygulamadıkça bir değeriniz olmaz. (Ya Muhammed) Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlık ve inkârını kesin artıracaktır. Onun için bu kâfirler topluluğuna üzülme.

İman etmiş olanlar; Yahûdi, Sabiî veya Hıristiyan olanlar; işte bunlardan kim Allah'a ve Ahiret gününe inanır ve iyi işler yaparsa üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler.

İsrail oğullarından kesin söz aldık ve elçiler gönderdik. Ama onlar, canlarının istemediği bir şey getiren elçilerden kimini yalanlamışlar, kimini de öldürmüşlerdir.” (Mâide 5/67-70)

Konu ile ilgili bir âyet de şöyledir:

“Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulacakları ümmi Peygambere uyanlara; işte onlara o Peygamber iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. İyi şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Sırtlarından ağır yükleri, boyunlarından demir halkaları kaldırır atar. Kim ki ona inanır, onu saygıyla destekler, ona yardım eder, onunla birlikte gönderilen o Nur’a uyarsa; işte onlar umduklarına kavuşurlar.” (A’raf 7/157)

Bu üç dinde; Yahûdi, Sabiî ve Hıristiyanlarda Allah’ın varlığı ve birliği inancı ile Ahiret inancı vardır. Ayette geçen “iyi işler” kavramı, kişilerin bilgisine göre değişir. Yukarıdaki âyetlerin açıkça gösterdiği gibi onlardan kim, son peygamberin tebliği ile karşılaşırsa ona inanmak ve orada belirtilen iyi işleri yapmak zorundadır. Allah, bu konuda peygamberlerden kesin söz almıştır:

"Size kitap ve hikmet veririm de, sonra sizdekini doğru sayan bir elçi gelirse, ona muhakkak inanacaksınız ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" demişlerdi. "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.” (Al-i İmran 3/81)

Sonuç olarak yukarıdaki ayeti şöyle anlamak gerekir.

“İman etmiş olanlar; Yahûdi, Hıristiyan ve Sabiî (olup kendilerine Son Elçi’nin tebliği ulaşmamış) olanlar; işte bunlardan kim (şirk koşmadan) Allah'a ve Ahiret gününe inanır ve iyi işler yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler.” (Bakara 2/62)
(Kur'an Işığında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar.) KİTABINDAN

Abdulhamit:
Alıntı

Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur

NASIL YANİ ANLAYAMADIM ? HEM PEYGAMBER TEBLİĞİ ULAŞMAYACAK VE HEM DE ŞİRK Mİ İŞLEMEYECEK ? MÜMKÜN MÜDÜR BU ? ÜSTELİK BİLDİĞİ DOĞRULAR NE OLABİLİR ?

Abdulhamit:
Alıntı

Alıntı
Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur

NASIL YANİ ANLAYAMADIM ? HEM PEYGAMBER TEBLİĞİ ULAŞMAYACAK VE HEM DE ŞİRK Mİ İŞLEMEYECEK ? MÜMKÜN MÜDÜR BU ? ÜSTELİK BİLDİĞİ DOĞRULAR NE OLABİLİR ?

Kula tebliğ yapılmazsa ve apaçık Allahın emirlerini tebliğ edecek bir uyarıcı gelmezse O kul veya kullara azab hak olmaz.
Bu konu ile ilgili çok net , açık ve kesin ayetler var. YAZACAĞIM İNŞALLAH

abdurahmanaltay:
       Kendine peygamber tebliği ulaşmayan kişi, sadece şirkten ve bildiği doğrulardan sorumlu olur....
 
      Her insan’ın aklı ile allah’ı bilmesi mümkündür. İbrahim  peygamber’in çocukluğunda düşünüp aklını kullandığını ve  babasına    şöyle dediğini, enam suresinin 74. Ayeti bize şöyle bildirmektedir.
     “bir gün ibrahim babası azer'e dedi ki: “sen putları birer ilah mı sayıyorsun? Ben, seni ve kavmini açık bir sapkınlık içinde görüyorum”.(enam 6/74)
         Buna göre insanlar iki kısımdır. Kendilerine bir elçinin tebliği ulaşmış olanlar,
    Kendilerine tebliğ ulaşmamış olanlar :
Kendine bir elçinin tebliği ulaşmamış olanın sorumluluğu fıtrata uymakla sınırlıdır. Fıtrata uymak, şirke karşı yani allah’tan başkasına kul olmaya karşı direnmeyi ve aklını kullanarak araştırmayı  gerektirir.
Allah’ın varlığının ve birliğinin delili her yerde sayısız miktarda olduğu halde, ortak koşulanlarla ilgili hiç bir delil yoktur. Bu konuda tek dayanak gelenektir. Allah teâlâ şöyle buyurur:
      “onlara, “allah ne indirmişse ona ve o elçi’ye gelin.” Denince şöyle derler: “atalarımızda ne bulmuşsak o bize yeter”. Ya ataları bir şey bilmez, doğru yolu da tutmaz kimseler idiyse?” (mâide 5/104)
 
    İbrahim peygamber çocuklugunda, atalarının inanç durumlarını görmüş ama, onlara uymamış ve  şirk’e de düşmemiştir. Aklını kullanarak düşünüp tam fıtrata uygun olarak hareket etmiştir.
Fıtrat da aklını kullanmayı emreder. Kişi aklını kullanmakla sorumludur. Allah şöyle buyurur:
(وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَايَعْقِلُونَ)
      “O(Allah), pisliği, aklını kullanmayanların üstüne bırakır.”  (yunus 10/100)
    bu sebeple insana tebliğ ulaşsın veya ulaşmasın, onun hiç bağışlanmayacak tek günahı, şirk günahıdır.

     Kendine peygamber tebliği ulaşmamış olanlar,  bir pey-gamberden öğrenilebilecek şeylerden sorumlu olmazlar. Çünkü
 allah teâlâ şöyle buyurur:
      “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (bakara 2/286)
 
(En önemlisi; imanda yanlışla, amelde yanlış arasındaki farka dikkat etmekir. )
      Yukarıda zikrettiğimiz ayetler, insana tebliğ ulaşmamış olsa da, allah’ın birliğini kabul ve ona eş koşmamaktan sorumlu olduğunu bildirir. Allah insan aklını allah’ın birliğini kabul edecek bir vasıfta yaratmıştır.
 insan bir konuda karar alırken de uygularken de hürdür. İnsan, Allah’ın verdiği  fıtrattan edindiği bilgiler sayesinde, yaptığının iyi mi kötü mü olduğunu fark eder. Kendine zorla yaptırılan şeylerden de sorumlu tutulmaz.
       İnsanın aklı ve kalbi vardır. Kalp karar organı; akıl onun yanında, fıtrata uymayan şeyleri ayıklamakla görevli uzmandır. Karar, akla uyarsa fıtrata da uyar. Bir hata yapılırsa kolaylıkla anlaşılır ve düzeltilir. 
 
      Vabısa b. Mabed diyor ki; muhammed sallallahu aleyhi ve selleme gittim; “iyilikten ve günahtan sormaya mı geldin?” Dedi.
Evet, dedim.
        Parmaklarını bir araya getirip göğsüne vurdu ve üç kere şöyle dedi: “nefsine danış, kalbine danış vabısa! İyilik, nefsin yatıştığı, kalbin yatıştığı şeydir. Günah da içe dokunan ve göğüste tereddüt doğuran şeydir. İsterse insanlar sana fetva vermiş, yaptığını uygun bulmuş olsunlar.
         Akıl ve kalp, kişinin alabildiğine hür olduğu sahadır. Burada verilen karara kimse karışamaz. İman, şirk, münafıklık, yalan, dürüstlük vs. Hepsi kalbin kararı ile olur.
48. Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun dışında olanı dilediği kişi için bağışlar. Kim allah'a ortak koşarsa, ona büyük bir iftirada bulunmuş olur. (nisa 4/48)
        “Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi allah’ındır. İçinizde olanı, ister açığa vurun ister gizleyin, allah sizi ondan hesaba çekecektir. Sonra o, bağışlanmayı hak edeni bağışlar, azabı hak edene de azap eder. Allah’ın gücü her şeye yeter.” (bakara 2/284)
     
    İçinde olan ile içinden geçen aynı değildir. İçinde olan; iman, küfür, sevgi, nefret, kin, iyi niyet gibi şeylerdir. İçinden geçenler ise şeytan vesvesesi, duygular, istekler, beklentiler ve diğerleridir. İçte olana yani, iman, küfre, nifak gibi şeylere engel olunabilir ama, içinden geçene engel olunamaz.
      Dinin özü imandır. İmanın temeli de onu içten kabul etmek, yani kalp ile tasdiktir. Kalpteki tasdiki bir o kişi, bir de allah bilir. Orası insanın en hür olduğu yerdir. Bu sebeple hiç kimse bir inancı kabule veya inkara zorlanamaz. Çünkü bu, fıtrata aykırıdır.
Fıtrata aykırı davranan, önce irkilir, sonra ya vazgeçer ya da devam eder. Onu irkilten, Allah’ın “(nefse) isyankârlığını ilham etmesi”; “yanlış yapıyorsun” diye uyarmasıdır. İsyandan sonra da bir iç sıkıntısı duyar; bu da onu tövbeye teşviktir.
     
     Vabısa b. Mabed diyor ki; muhammed sallallahu aleyhi ve selleme gittim; “iyilikten ve günahtan sormaya mı geldin?” Dedi.
Evet, dedim.
      Parmaklarını bir araya getirip göğsüne vurdu ve üç kere şöyle dedi: “nefsine danış, kalbine danış vabısa! İyilik, nefsin yatıştığı, kalbin yatıştığı şeydir. Günah da içe dokunan ve göğüste tereddüt doğuran şeydir. İsterse insanlar sana fetva vermiş, yaptığını uygun bulmuş olsunlar.”
      Doğru karar veren kişinin içi rahat olur. Kararını uygularken de mutluluk duyar. Yanlış karar ise, hem karar verme süreci içinde hem de uygulama esnasında kişiyi rahatsız eder. Çünkü fıtrata aykırıdır.
       Her insan bir şeye inanır. Bu fıtrat gereğidir. Geçmişte yapılan iyi ve kötü şeyler de hatırlanır. İç ve dış dünyadaki âyetlerden edinilen bilgileri zihne yerleştirmek ve kullanıma hazır halde tutmak gerekir. Bu tür bilgiye zikir denir. Onu kalbe ve dile getirme ve hatırlama da zikirdir. Bu bilgilerin yanlışları da olur. Aklını kullananlar o yanlışları ayıklayabilirler. Onların doğru olanları ile allah’ın kitabı arasında tam bir uyum bulunur. Bu sebeple kur’ân’ı okuyan her insanın içinde ona karşı bir güven ve tatmin duygusu oluşur.
     Allah’ın varlığının ve birliğinin delili her yerde sayısız miktarda olduğu halde ortak koşulanlarla ilgili hiç bir delil yoktur. Bu konuda tek dayanak gelenektir. Allah teâlâ şöyle buyurur:










Abdulhamit:
Kula tebliğ yapılmazsa ve apaçık Allahın emirlerini tebliğ edecek bir uyarıcı gelmezse O kul veya kullara azab hak olmaz.

AKIL VEYA AKLI KULLANMAK BURADA TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR. TEBLİĞDEN SONRA AKLI KULLANMAK ÖNEMLİDİR. iBRAHİM PEYGAMBER BENZETMESİ VAR. DİKKAT ! O HERŞEYDEN ÖNCE BİR PEYGAMBERDİ. SIRADAN İNSAN DEĞİLDİ VE ALLAHIN VAHYİNE VE YARDIMINA TABİİ İDİ.

Bu konu ile ilgili çok net , açık ve kesin ayetler var.

DİKKAT ! TEBLİĞ OLMAYINCA CEHENNEM DE OLMUYOR

ZÜMER- 71 Size, içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?" derler  "Evet geldi,"-   .

Allah mutlaka onlara azab vermeden önce elcilerini gönderiyor:

TÂHÂ-134:
Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: "Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece biz de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbî olsaydık."

Sorumuzu tekrarlayalım.
Ya bir çağrıcıdan veya tebliğden haberleri yoksa tebliğden haberi olmayan insanların hükmü nedir ?

İSRA 15 VE ŞUARA 208  ayeti herşeyi açıklar

İSRA 15 : .(.........Bir elçi (uyarıcı ) göndermedikçe hiç kimseyi azaba çarptırmayız.)


ŞUARA 208
 Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.
   

Navigasyon

[0] Mesajlar