Logo

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Amblem
ANA SAYFAYARDIMGİRİŞ YAPKAYIT DUYURULAR MEAL DİNLE KUR'AN DİNLE
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
02 Eylül 2014, 01:22:06 ÖÖ
Duyurular:
Sayfa: [1]   Aşağı Git Yanıtla    Anket ekle
Kuranı Kerimin yazılması, toplanması ve kitap haline getirilmesi  (Okunma Sayısı 23331 defa)
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 26


O (S.A.V.), insanlığı kurtuluşa çağıran, karanlık dünyada yolları aydınlatan bir ziya ve nur mesabesinde idi. Bu görev için seçilerek ilahi bir terbiyeden geçmiş ve nihayet, kemal döneminde görevlerin en yücesi ile vazifelendirilmişti. Resulullah, görevinde son derece titizdi. Vahyi telakki ederken ve de sonraki davranışları bunu ortaya koyar. Mesela O (S.A.V.), vahiy hali vuku bulduğunda, bildirileni çabuk ezberleyip kalbine yerleştirmek için dilini hareket ettiriyor. (Kıyamet, 16) Gelen vahiyleri özel katiplerine kaydettiriyor, buna mukabil Kur'an ile karışmasın diye kendi sözlerinin kaydedilmemesini ashabından istiyordu.

Kur’an-ı Kerim 42 vahiy katibi tarafından yazılmıştır. En meşhurları Mekke'de Abdullah b. Sa'd Medine'de ise Übey ibni Kab'dır. Kur’an ayetleri kağıt, bez, deri parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri üzerine yazılmıştır. Her Ramazan ayında nazil olan vahiy pasajlarını (Kur'an'ı Kerim'i) baştan sona Cebrail'e arz ediyordu. Karışıklığı önlemek için de gelen vahyin nereye konulacağını belirtiyordu. Peygamber Efendimiz hayatta olduğu sürece vahiy devam ettiğinden, Kur’an metni, iki kap arasında mushaf haline getirilemezdi. Böyle yapılmış olsaydı sık sık değişiklik yapmak, araya girecek birkaç ayeti yerleştirmek için, ikide bir çok sayıda yazılmış metni imha etmek mecburiyeti hasıl olacaktı. Diğer taraftan Kur’an metni birçok hafız tarafından ezberlenip devamlı surette okunuyor ve ashabın bir kısmının nezdinde yazılı nüshalar da bulunuyordu. Üstelik Hz. Peygamber gibi bir teminat mercii vardı. Bu yüzden metnin muhafazası konusunda endişeye sebep yoktu.

Ayrıca El-Hakim (Ö 405-1014) Müstedrek’inde “Kur’an metninin biraraya getirilmesi 3 defa yapılıp, birincisi Resulullah’ın huzurunda olmuştur” dedikten sonra, bu hükmüne esas teşkil eden şu hadisi, Zeyd İbn Sabit’den (Buhari ve Müslim’in rivayet şartlarını taşıyan bir senedle) nakleder. Zeyd diyor ki: “Biz, Hz. Peygamber’in huzurunda Kur’an’ı birtakım parçalardan telif ediyorduk (topluyorduk).” Beyhaki bu hadis hakkında: “Kanaatimce bundan maksad, birkaç ayrı defada indirilen ayet gruplarını, Hz.Peygamber’in Nezaretinde sureler halinde derlemektir” demektedir.

Şu halde vahyi tamamlanan sureleri peygamberimiz, mevcut en uygun malzemeye, birtakım sahifeler halinde temize çektirip muhafaza ediyordu. Peygamberimizin hayatında birçok sahabi Kur’an’ı hem hafızalarında hem de sahifelerinde toplamış bulunuyorlardı. O’nun ahirete irtihali üzerine Hz.Ali derhal evine kapanmış, “Kur’an’ı cemetmedikçe Cuma namazına çıkmak hariç, ridamı giymemeye yemin ettim” diyerek, sözünü yerine getirmiş, Kur’an’ı cemetmedikçe Hz.Ebu Bekir’e biat etmemişti.

KUR’AN’IN MUSHAF HALİNE GETİRİLMESİ:

Hz.Peygamber’in vefatından sonra ilahi rehber Kur’an metninin, ümmetin icmaından geçmek suretiyle, tek kelimesinden şüphe edilmeyecek tarzda; kıyamete kadar hiç kimsenin itiraz edemeyeceği tarzda toplanması gerekmişti. Zeyd İbn Sabit diyor ki: “Yemame Savaşında ashabın öldürülmesini müteakib, Hz. Ebu Bekir beni çağırttı. Yanına vardım. Hz.Ömer de orada idi. Ebu Bekir bana dedi ki: Ömer bana gelip dedi ki: “Yemame ‘de Kur’an hafızları çok zayiat verdi. Bu gibi vakalarda hafızların ölmeleriyle Kur’an’ın birçoğunun zayi olmasından endişe ederim. Bana kalırsa Kur’an’ın cem edilmesi için bir emir çıkarman gerekir.” Ben de Ömer’e şöyle cevap verdim: “Resulullah’ın yapmadığı bir işi nasıl yapabilirsin?”, Ömer: “Vallahi bu hayırlı bir teşebbüstür, dedi.” Sonra bu iş üzerinde o kadar durdu ki, bana söyleye söyleye neticede Allah kalbime bu işi yatırdı, ben de onun görüşünü benimsedim.” Zeyd devamla diyor ki: “Ebu Bekir bana dönüp şöyle dedi: “Sen genç, dinç, zeki bir adamsın. Kimse ittiham edemez. Zaten Resulullah’ın da vahiy katibi idin. Kur’an metnini topla.” Vallahi bir dağı yerinden nakletmemi isteselerdi, Kur’an’ı toplama mes’uliyeti kadar bana ağır gelmezdi.” Neticede Kur’an’ı hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlemeye başladım.” (Buhari)

Kaynakların ittifakla bildirdiğine göre, Hz. Ebu Bekir, Zeyd’e asla hafızasına güvenmemesini, her ayet için 2 delil olmak üzere, 2 şahıstan yazılı nüsha aramasını emretti. Bu iş için Zeyd, Hz.Ömer’in yardımını şart koşmuş, O’da ciddi bir şekilde kendisine yardım etmiştir. Zeyd bizzat kendisi iyi bir hafız olduğu halde, kendisi gibi başka hafızlarla da yetinmeyip, her ayet hakkında mukabele görmüş 2 yazılı şahid aramak gibi son derece titiz ve ilmi bir usül takib etmiştir. Yalnız Tevbe Suresinin sonundaki 2 ayet hakkında, araştırmasına rağmen 2 yazılı şahidi bulamamış, Ebu Huzeyme’deki yazılı nüshaya istinad etmek durumunda kalmıştır. Bu şekilde Hz.Ebu Bekir devrinde biraraya getirilen sahifelere “el- Mushaf” denilmiştir.

HAFIZ SAYISI:

Burada yeri gelmişken o devirde ki mevcut hafız sayısının 4-7 arası olduğuna dair iddiaya da cevap verme ihtiyacı gördük. Hz. Peygamber (sav.)’in terbiyesinde yetişmiş sahabeler arasında 23 yıl içinde Kuran’ı sadece 4 veya 7 kişinin ezberlemiş olması aklen muhaldir. Buhari’nin Es-Sahih’inde rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav.) henüz hayatta iken meydana gelen ‘Bi’ru Maune’ olayında şehid olan ‘kurra’nın sayısı 70 kadardır. Hz. Peygamberin vefatını takip eden yıl içinde meydana gelen dinden dönme olayları üzerine yapılan savaşlarda, ‘Yemame’de şehid olan ‘kurra ve huffaz’ın sayısı da bazı alimlere göre 450-500 kadar bazılarına göre ise 700 kadardır. Bir başka önemli nokta da Hz. Peygamber hayatta iken vahyin henüz son bulmamış olmasıdır. En son nazil olan birkaç süre veya ayet, bazı kimseler tarafından bilinmeyebilir. Hamidullah’a göre Peygamberimiz (sav) vefat ettiğinde 3000 kişi Kuran’ı ezbere biliyordu. Zeyd B. Sabit’in yazmış olduğu Kuran ile Hz. Muhammed (sav) indirilen Kuran arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü: Kuran’ı herkes ezberliyor, ayrıca ezberlediklerini yazılı vesikalarla te’yid ediyorlardı. Her gün namazda okunan ve ona göre amel edilen şey nasıl unutulabilir? Kuran ayetleri öyle ahenkli iniyordu ki, herkesin kolayca ezberleyebileceği kadar azar azar iniyordu.

Sonuç olarak, Kur'an vahyinin inmesinden peygamber dahil hiç bir kimsenin müdahalesinin söz konusu olmadığını aşağıdaki ayet bize bildirmektedir: "Eğer o Peygamber bazı sözler uydurup bize isnat etmeğe kalkışsaydı muhakkak ki biz onu kuvvetle yakalar (ve ondan intikam alırdık). Sonra da muhakkak ki, onun kalb damarını keserdik. O zaman sizden hiç kimse O'nu koruyamaz" (*)


Kur'an-ı Kerim Nasıl Mushaflaştı? Son vahyin tarihi ile ilgili kapsamlı bir çalışma.

Son Vahyin Tarihi- İlgili Ayetler:

A’la 6:’Sana okuyacağız ve sen Allah’ın izni ile unutmayacaksın.’

Abese 11-14: "Hayır, şüphesiz o yüce kağıtlarda yazılı olan ve isteyenin üzerinde tezekkür edeceği bir öğüttür."

el-Kıyame 16-19: "Vahiy esnasında, hemen alabilmek için, onunla birlikte dilini hareket ettirme! Doğrusu vahyin kalbine yerleştirilmesi ve okuman bize aittir. Biz vahyi okurken, sen sadece okunmasını dinle! Sonra O'nun açıklanması bize aittir."

el-Furkan 32: "İnkar edenler, Kur'an O'na bir defada topluca indirilseydi ya, dediler. Biz, onunla Senin kalbini sağlamlaştırmak için böyle parça parça indirdik ve onu ağır ağır okuduk."

eş-Şuara 192-195: " Bu Kur'an alemlerin Rabbi'nin indirmesidir. Uyaranlardan olasın diye, onu, Cibril, Mübin Arap Lisanı ile indirdi."

el-İsra 106: " Kur'an’ı insanlara ağır ağır okuman için bölüm bölüm indirdik ve onu gerektirdikce biz indiririz."

et-Tur 1-3: "Tur'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a andolsun ki..."

el-Bakara 185: "Ramazan ayı, içinde, insanları doğruya iletici, doğruyu yanlıştan ayıran ve doğruya yol gösteren kesin deliller olmak üzere Kur'an indirildi."

Vahy erken dönem kitaplaşma sürecini ele alalım.

a)Peygamber Dönemi: (Rasul’un Sağlığında Cem’)

Mekke Dönemi:

Peygamber vahyin muhafazası için azami dikkati gösterirdi [1> Cebrail’i takibde acele davranırdı .
el-Kıyame 16-17 ayetleri bunu anlatır. Onu göğsünde toplayıp dilinde okutmak Allah’a aitti. Rasûlu-Ekrem, gelen vahyleri önce kendisi namazlarda okuyarak ezberini kuvvetlendirdi. [2> Sonra yavaş yavaş okuyarak ezberi kuvvetli [3> Ümmi olan Arap mü’minlerin [4> ezberlemesini sağladı. [5>

Kur'an'da " Sana okutacağız ve sen Allah'ın diledikleri dışında unutmayacaksın"[6> buyrulur. Peygamber'den ayrı olarak sahabeler de vahyi ezberlemeye çalıştılar. Geceleri ve namazlarda sürekli ondan okunan bölümler vahyin korunmasında hizmet etti.

Peygamber Kalbine indirilen Kur'an’ı insanlara yalnız okumakla kalmadı, yazdırdı da. et-Tur suresinin ilk ayetleri bunun tanığıdır. Abese 11-14 de bu kapsamda düşünülebilir.

Kur'an'da " Sana okutacağız ve sen Allah'ın diledikleri dışında unutmayacaksın"[7> buyrulmuştur.

Peygamber'den ayrı olarak sahabeler de onları ezberlemeye çalıştılar. Geceleri ve namazlarda sürekli ondan okunan bölümler vahyin korunmasında hizmet verdi. O sırada günde iki vakit namaz kılıyorlardı. Sabah ve ikindi.[8>

"Hz.Peygamber'in Kur'an'ın doğruluk ve tamamiyetin, muhafaza için yazıyla tespitten ayrı iki ilave tedbir daha aldığını görüyoruz:

1-İnen ayetleri hemen kendisi ezberliyor ve sürekli olarak namazlarda, ikametinde, yolculuğunda, sıkıntıda, ferahta onu okuyordu. [9> Günlük namazların kılınması esnasında Kur'an ayetlerinin yüksek sesle okunmasını emretti. Bunun neticesi, Müslümanlar Kur'an'ı hıfz etmek mecburiyetinde kaldılar. Bundan doğan diğer bir sonuçta de Kur'an'ın bir nevi din adamı sıfatını taşıyan kimselerin tekelinde tutulmamış olmasıdır.

Kendi sahabesine sindire sindire okurdu. Sahabe de ona o kadar önem verirdi. Peygamber de onların okuduklarını kontrol ederdi.[10>

2- Kur'an öğrenenlerin bunu yetişmiş öğretmen, bir muallim nezaretinde yapmalarını emretmiştir. İlk Muallim Peygamber'in kendisi ve sonra, Kur'an'da iyi yetişmiş olmaları dolayısıyla O’nun tarafından yetkili kılınmış sair muallimlerdi."[11>

"Akılda tutma ve ezberleme kabiliyetleri fertten ferde değişik olduğundan pek tabidir ki sahabeden bazı kimseler, boş zamanlarında tekrar edip ezberlemek maksadıyla bu ayetleri yazıyla tesbit etmek istediler. İşte bu ayetleri bu şekilde yazıyla tesbit işi ne zaman başladı bunu kati ölçüler dahilinde bilemiyoruz."[12>

Rivayetler Peygamber'in gelen vahyi yazdırma konusunda acele davrandığını aktarırlar.[13>

Vahyin ne zaman yazılmaya başlandığı hususunda kesin bir bilgi bulunmuyor. Hz. Rasul okur yazar değildi.[14> Siyer materyalinde daha Mekke devirlerinde bile Kur'an'ın yazılı bölümleri bulunduğu görülür. Örneğin Ömer'in islam oluş kıssasını anlatan İbnu Hişam O'nun kızkardeşi Fatıma'ın evinde kocası Said ile el-Hadid (veya er-Rahman) ile TaHa (7/81, 45/20) surelerini üzerine yazıldığı bir sahifeden okudukları anlatılır.[15> Ömer'in müslüman oluşu, Peygamberliğin 5. yılına isabet eder ki bu, İslam tebliğinin genele tebliğe yapılmaya başlamasının ikinci yılıdır. Yani hicretten 8 sene önce. Hamidullah " Nakledilen bu vakanın doğrululuk ve gerçekliğinden şüphe etmemiz için bir sebeb göremiyoruz, zira ilk vahyedilen Hicret öncesi surelerin bir çoğu, "yazılı Kur'an nüshalarında"ndan bahsetmektedir. el-Furkan 5. ayeti ve el-En'am 79 ayeti bu vakaya örnek gösterilebilir. Bizzat Kur'an'da, Kur'an için devamlı “Kitab” kelimesi kullanılır; muhakkak ki bu kelime "yazılı bir vesika" manasına da içine almaktadır."[16> Hadis yazımının yasaklandığını anlatan rivayetlerde de Kur'an'ın yazımının söz konusu olduğu doğrulanır.

Hadis yazımının yasaklandığını anlatan rivayetlerde de Kur'an'ın yazımının söz konusu olduğu doğrulanır.

Hz. Rasul inanırlardan edindiği katiplere yazdırmaya çalıştı. Mekke döneminde Ebu Bekr, Osman, Ali, Zübeyr ibnu Avvam, Amir ibnu Fuheyre, sayılabilir.

Peygamber'in yanında olan ayetler dışında sahabiler kendileri için özel sayfalarda yazıyorlardı. Kur'an'ın bütününü ezbere bilenlere Kurra deniliyordu. İbnu Mes'ud, Muaz, Salim, Ubey ibn Ka'b, Aişe, Hafsa, Ümmü Seleme, Ebu Zeyd bunlardandır.

Ayetlerin Surelere Yerleştirilmesi:

İnen ayetlerin hangi surelere yazılacağı Peygamber'in talimatı ile belirleniyordu.[17> "Tarihçilerin verdiği bilgiye göre bazan da inen bu parçalar içinde birkaç sureye ait ayrı parçalar aynı anda nazil olabiliyordu. Bu durum muvahacesinde yeni bir kısım vahiy geldiğinde Hz. Peygamber, o zamana kadar nazil olmuş bulunan bütün içinde bu yenilerin alacağı yeri gösteriyordu."[18>

Yazı Materyali:

Peygamber kendi hıfzı, sahabe hıfzı ve yapılan kontrollerle yetinmeyip deri, kemik, tahta ve yassı taşlar üzerinde nuzulunu takiben yazdırırdı. [19>

Yazı materyali olarak hurma dalları, ince beyaz taşlar, kürek kemikleri, işlenmiş ince deri parçaları, tahta, çanak, çömlek parçaları ve qırtas adı verilen kağıtlar, deri, [20> bez, hurma lifi, taş, kullanıldı. İranlılar ve Romalılar gibi kağıt sanatı Araplarda yoktu.

Medine Dönemi:

Hz. Rasul Medine döneminde Ubey ibnu Ka'b, Zeyd ibnu Sabit, Abdullah ibnu Revaha gibi yeni vahy katipleri de edindi. Bu yazım işinde el-Askalani (852/1448) görev alan 40'a yakın sahabiden söz eder.[21>

İbnu İshak'ın Rabat'ta bulunan Siyer kitabında şöyle bir rivayet yer alır: "Kur'an'dan ne zaman bir parça nazil olsa Rasulullaha. bunu önce erkeklerin iştirak ettiği bir topluluk huzurunda okur, tebliğ eder ve sonra kadınlardan müteşekkil ayrı bir topluluğa tebliğ ederdi."[22>

Her Ramazan'da Hz. Rasul'un o seneye kadar inen ayetleri Cibril ile okuyup karşılaştırdıkları rivayetleri vardır."Hz. Peygamber halkın huzurunda baştan sonra kadar tilavet etmek itiyadındaydı. Etrafında toplanan Ashab, beraberinde Kur'an nüshalarını getirirler ve bunlarla O’nun okuduklarını mukabele ederler ve icabında ellerindekileri düzeltirlerdi. Hayatının son Ramazan ayı esnasında [23> bunu daha ileri bir ihtiyat tedbiri olarak iki defa tekrarladı. Bu tarz "mukabeleler" ve halk huzurunda tilavet etmeler Arza (takdim) adını alır ve bunların işaret ettiğimiz en sonuncusuna Arza Ahira, Kur'an tarihinde unutulmaz olarak kalmıştır."[24>

Medine’de bir çok çevreye Kur’an öğretmeni gönderildi.[25>

Rasul son vahyden 9 ya da 81 gün sonra vefat etti. Bu sureden önce kitaplaşması, ayetlerin elimizdeki tertip üzere inmemesindendir.

Hz. Muaviye'nin Vahy Katipliği:

Mekke'de okuma yazma oranı çok düşüktü. Mekke ve Medine'de bu dönemde okur yazar 33 kişinin adı geçer. Yazı yazma, ok atma ve yüzme gibi üç hasleti taşıyana kamil ünvanı verilirdi. Mekke'ye yazı Harb ibnu Umeyye ile girdi. Ebu Sufyan ile iki oğlu, Muaviye ve Yezid ibnu Ebi Süfyan okuma yazma biliyorlardı.

Rasulullah Arap kabileleriyle yaptığı yazışmalar için katipler edinmişti. Ebu Sufyan'ın isteği üzerine Muaviye'de bunlar arasına katıldı.[26> eş-Şehriyari, Rasul'un Osman ve Ali'yi vahiy katibi olarak ihtiyar ettiğini bu ikisinin bulunmaması durumunda Ubeyy ve Zeyd ibnu Sabit'in vahiy yazdığını söyler. [27> Bir çok kaynak Muaviye'nin katipliği içine vahy katipliğinin girmediğini söylerler.[28>

İrfan Aycan, Muaviye biyografisinde O'nun vahy katipliği yaptığından bahseden kaynakları zikreder.[29> Kürsi ayetini yazdığı söylenirse de bu ayetin hicretin ilk yıllarında nazil olduğu biliniyor.

el-Mesudi, bu meseleye daha değişik açıdan bakar ve Muaviye'nin, Rasulullah'a, vefatından önce, sadece bir kaç defa katiplik yaptığını belirterek, uzun müddet Rasulullah'a katiplik yapanlarla bir tutulamayacağını ve katipler zümresine katılamayacağını belirtir.[30> Çağdaş araştırmacıların tetkiki sonucu O’nun vahy katipliği yaptığını belgeleyen bir delile rastlanmadığı ifade edilmiştir.[31>

b)Rasul'un Vefatından Sonra:

1.Ebu Bekr Dönemi- 1. Derleme: [32>

Peygamber'in vefatından kısa bir süre önce vahyedilmesi tamamlanan Kur'an'ı, Rasul'un vefatından sonra Ali ibnu Ebi Talib nuzul sırasına göre bir Mushaf tertip etmişti. [33> Bu Mushaf’ı yazana kadar, namaz dışında dışarı çıkmamıştı. Bu rivayet O’nu kendisine biat etmemesini sormak için Ebu Bekr’in çağırttığı zaman verdiği cevapta geçer: ‘Allah’ın kitabına bir şey ziyade edilebilir diye düşündüm, onu yazıncaya kadar namaz dışında elbisemi giymemeye karar verdim’ dedi. Ebu Bekr, ne ‘Ne güzel düşünmüşsün’ dedi.[34>

Resmi Tedvin:

Yemame savaşında (633) sahebeden en az 70 Kur’an hafızı Kurra (Kariler) şehid olunca- ki Bu rakamı 700 e kadar çıkaranlar var. M. Hamidullah bu savaşa katılan 3000 hafızdan söz eder [35> -bu olay Cem'e bu olay hızlılık kazandırdı. Ömer, Ebu Bekr’den cem için ısrarcı oldu ve O’nu ikna etti. Hafızası güçlü vahy katibi Zeyd ibnu Sabid’i [36> çağırarak O’nun tereddüdlerini gidererek görevlendirdi. [37>

Zeyd şöyle anlatır: "Yemame Harbinde 70 Kurra’nın şehadetinden sonra Ebu Bekr beni çağırttı, Ömer yanındaydı. Dedi ki: Ömer bana gelerek: Yemame günü şiddetli harp olup birçok Kurra şehid oldu. Bir çok şavaş yerinde hafızların şehid edilmelerinden dolayı Kur’an’ın birçok ayetinin zayi olmasından korkarım, Kur’an’ın toplanmasını emretmeni uygun görürüm. Ben de Rasullullah’ın yapmadığını yapmaktan çekindiğimi [38> söyledim. Ömer hayırlı olduğunu söyleyerek devamlı bana başvurdu. Allah benim de göğsümü Ömer gibi açtı. Sen akıllı bir gençsin, Resûlullah için vahy yazıyordun, Kur’an’ı araştır ve onu topla.’ Vallahi bana herhangi bir dağı yerinden kaldırıp başka bir yere nakletmeyi önerselerdi bu kadar ağır gelmezdi. Önce karşı geldim sonunda Allah Ebu Bekir, Ömer'in akıllarını yatırdığı gibi benim de aklımı yatırdı. Kur'an'ı araştırmaya, hurma dallarından, yassı taslardan ve insanların hafizalarından derlemeye başladım"[39>

Ebu Bekr ,Ömer ve Zeyd’e şu talimatı vermişti: ‘Mescid’in kapısına oturun. Her kim ki, size Allah’ın Kitabından olduğuna dair iki şahidle [40> yazılı bir şey getirirse hemen onu yazınız’[41> Ömer bunun üzerine Mescid’in kapısına geldi. ‘ Her kim ki, Rasûlullah’dan Kur’an namına bir şey aldıysa onu getirsin’ dedi.[42> Heyet bu getirilen ayetleri sahifelere, levhalara ve hurma dallarına yazıyorlardı.

Zeyd hafızasındaki metinleri başkalarının şehadeti ile de belgeledi. Destek bulmadan yazmadı. [43> Yazılan bir nusha icmaya mazhar oldu. [44>

Hamidullah bu olayı şöyle anlatır: "Zeyd, esasen Kur'an’ı ezbere biliyordu. Böyle olmakla beraber daha ileri bir ihtiyat tedbiri olmak üzere, kaleme alacağı her bir ayet veya kelime için Hz. Peygamber'in huzurunda Arza dan geçirilmiş, mukabele edilmiş iki ayrı yazılı vesikanın şahadetine müracaat etmesini Halife Ebu Bekr O’na emretti. Halka yanlarında saklamakta oldukları bu nüshaları Zeyd ve arkadaşlarına göstermek üzere Mescidun Nebi'ye getirmeleri duyuruldu. Bu çalışma böylece sona erdirildiğinde, Zeyd ibnu Sabit hazırlanan nüshayı yeniden iki defa baştan sona okudu ve varsa bütün noksan ve kusurlar izale edildi."[45>

Böylece Mushaf- ki Ona el-Mushaf dediler[46> - Halifeyi-Rasûl Ebu Bekr tarafından 11/632 de resmi olarak da cem edildi.

Ayetlerin sırası ve hangi sureye ait olduklarının Hz. Peygamber tarafından tayin edildiğini biliyoruz. Ayetler bugünkü Mushaf’taki gibi surelerde yer aldı. Ama sureler için bunların sahabe içtihadlarına dayandığı görüşü de vardır.[47> Sure sıralamasında ise ihtilaf var.[48>

Derlenen nusha Halife'nin yanında kaldı. Tek nusha olan bu Mushaf önce Ebubekr’den sonra Ömer’in yanında idi. Ömer’in vefatından sonra da Kurra’dan da olan Mü’minlerin Annesi Hafsa’ya geçti. [49>



-------------------------
   
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 26


II.Osman Dönemi: 2. Derleme:

1 Muharrem 24/646 da Osman hilafete getirildi. Osman döneminde müslümanların hakimiyetinde olan topraklar Arabistan'ın sınırlarını aştı. Ana dili yabancı olan bir çok müslüman Kur'an'ı Arapça okuma da zorlanıyordu. Buna Araplar arası lehçe, şive farklılıkları da eklenmeli. Bu farklı okuyuşlar karşılıklı suçlamalara da dönüşebiliyordu. [50> Şam halkı Ubeyy’in, Kufe kalkı İbnu Mes’ud’un Basra halkı Ebu Musa’nın kıraatıyla okuyordu.

Osman döneminde Müslümanların hakimiyetinde olan topraklar Arabistan'ın sınırlarını aştı. Ana dili yabancı olan bir çok müslüman Qur'an'ı Arapça okuma da zorlanıyordu. Buna Araplar arası lehçe, şive farklılıkları da eklenmeli. Bu farklı okuyuşlar karşılıklı suçlamalara da dönüşebiliyordu. Kimi farklı okuyuşlar sahih senedlerle Peygamber'e de dayanabiliyordu. Huzeyfetu’l-Yeman Şam ordularıyla Ermenistan ve Azarbaycan üzerine yürümüştü.(25/646). Gazve esnasında Şamlı askerlerle Iraklı askerlerin Kur’an okuyuşunda ihtilaf ettiğini gördü ve ihtilaflardan endişelenerek tedirgin oldu.[51> Olay tekfir noktasına varıyordu .Durumu Halife’ye iletti.

"Ey Mü'minlerin Emiri! Kalk! Müslümanlar, Kur’an’ın kıraatinde Hrıstiyanlar'la Yahudile'in ihtilafları gibi ihtilaf etmeden önce bu işin çaresine bak" dedi. [52>

III. Halife zamanında qıraat farklılıklarının Müslümanlar arasında anlamazlık konusu olması[53> üzerine" Hafsa Mushafı"nı istedi. Osman, Hafsa'daki Mushaf’ı getirtip çoğaltmaları için 4 kişi görevlendirdi: Zeyd, Abdullah ibnu Zübeyr, Said ibnu As, Abdurrahman ibnu Haris. Zeyd dışında üçü Kureyşli'dir. Ihtilaf ederlerse O'nu Kureyş lehçesi ile yazmalarını emretti. [54> [55> el-Buhari'nin diğer rivayetine göre diğer üç üye de Ensardır: Muaz, Ubey ibnu Ka'b ve Zeyd ibnu Sabit.

Komisyonun çalışması 5 sene sürdü. "Hazırlanan bu 7 nüsha Medine Mescidi’nde herkesi mutmain kılmak üzere halkın huzurunda alenen okundu ve sonra her bir nüsha, 26. yılda hududları Medine'den taşıp Batı’da İspanya'nın güneyine, Doğu'da Ceyhun Nehri'nin ötesine Çin'e dayanmış geniş İslam yurdunun muhtelif eyalet merkezlerine gönderildi. Öyle emredildi ki bundan böyle Kur'an nüshaları, mutlaka bu resmi kopyalara uygun ve mutabık olacak ve farklı bulunanlar imha edilecekti"[56>

II. Komisyon'un ihtilaf ettiği noktalarda önemsizdir. Örnegin Tabut kelimesi "yuvarlak T " ile mi "açık T" ile mi yazılacak? Osman Kureyş yazımı üzere "açık T" ile yazmalarını istemiştir.

Önemli Merkezlere Gönderilen Teksirler:

Çoğaltılan nüshalar (Mushaflar) 5 ya da 7 nüsha [57> olarak önemli yerleşim merkezlerine gönderildi. (Kufe, Basra, Şam, Yemen, Mekke ve Bahreyn'e) gönderildi. Bir nüsha da Medine'de kaldı. Kayıtlarda şahsi nüshaların da imha edildiği aktarılır.

Bu resmi tedvin dışındaki Mushafların yakılması talimatını dinlemeyenler de oldu. Ali, İbnu Mes'ud, Aişe, Ubey ibnu Ka'b'in özel mushaflarındandan söz edilir. Bu Mushaflar arasındaki farkları konu edinen bir kitabı Ebubekr ibnu Davud telif etti: "Kitabu'l-Mesahif

Resmi mushafa Alınmayan Ayetler Var mı?

Ayet sayılarında kitaplarda görülen ihtilaf, kimi ayetlerin ortadan bölünüp iki ayet sayılmasından, ya da besmelenin her birinin ayrı hesaba katılıp katılmamasından kaynaklanmaktadır.

Ubey ibnu Ka'b, Mushaf’ın Osman zamanındaki teksiri için oluşturulan komisyonun üyesi idi. O’nun kunut dualarını Kur'an'dan saymış olması bu nedenle mümkün değildir.

III. Ali ibnu Ebi Talib Dönemi:

Osman'ın yazdırdığı Mushaf Hz. Rasûl'ünkünden farklı olsaydı, sonraki Halife Ali kendi Mushaf’ını resmileştirirdi.[58>

Ali'nin Mushafi'nın farkı surelerin nuzul sırasına göre tertibinden kaynaklanır. Anlam değişikliği yapmayan çok az kelime sinonimi dışında fark yoktur.

Kur'an'ın İlk Yazmaları Ne oldu:

Başta şunu belirtmek isteriz ki; Kur'an'ın ilk yazmalarının yakıldığına ilişkin güvenilir bilgi yoktur. Bu konuyla ilgili rivayetler zayıftırlar. Bu konuda S. es-Salih'in de kitabında aktardığı bilgi güvenilir değildir. Zaten S.es-Salih de bu görüşü paylaşmamakta, sadece İbnu Ebu Davud'un böyle bir görüş naklettiğini söylemektedir. Saldırganlar ustaca bu gerçeği gizlemeye çalışarak bu yanlış bilgiyi herkesin kabul ettiği bir görüşmüş gibi gösteriyorlar.

Ebu Bekr Mushafı:

Ebubekr zamanında iki kapak arasında toplanıp muhafaza edilen Kur'an'a ne oldu? Unutulmamalıdır ki o dönemde bu nüshadan yüzlercesi müslümanlarca kopye edilmiştir. Yani bunun yok olması veya yakılması Kur'an'ın yok olması demek değildir.

Ebubekr tarafından iki kapak arasına toplanan bu nüsha Ebubekr öldükten sonra Ömer'e geçti. Ömer öldükten sonra da kızı Hafsa'ya geçti. Osman kendi döneminde bunu Hafsa'dan isteyerek çoğalttı ve İslam merkezlerine gönderdi. Sonra da Hafsa'ya iade etti. Sonra ne oldu? et-Taberanî'nin güvenilir yolla Salim'den aktardığına göre Medine Valisi Mervan, Hafsa'ya adam göndererek belki de Osman’ın izni ile bu nüshayı O’ndan istedi. Hafsa vermedi. Hafsa öldükten sonra (h.41) Mervan, İbnu Ömer'e adam göndererek ‘bu nüshayı bana gönder’, dedi. O da gönderdi. Böylelikle bu nüshanın Mervan döneminde Emevilere geçtiğini görüyoruz. Nüshanın bundan sonraki akıbeti konusunda herhangi bir kayda rastlanmamaktadır. Büyük bir ihtimalle uzun süre Emeviler'in elinde kalmış, Emeviler'in yıkılışı sırasında değerinden dolayı biri tarafından alıkonmuştur.
Ömer’in vefatından sonra Hafsa'nin elindeki Mushaf'in II.derleme sonrası Hafsa’nın vefatından sonra Medine valisi Mervan tarafindan yaktırıldığı söylenir. Öyle de olsa bu rivayeti oryantalistlere materyal sağlayacak şekilde istismar etmek hatalıdır.

Ali şöyle der: "Ey insanlar, Osman hakkında aşırı sözler söylemeyin. O'na -Mushaflar yakıcısı- demekten sakının. Vallahi o, Mushafları biz Muhammed'ın ashabı önünde yaktı. Osman zamanında yönetici ben olsaydım aynısını yapardım. "

İhtilaflarını gerçeğin katli için kullanmayan bir fakih ancak böyle söyleyebilirdi.

Çoğaltılan Mushafların Akıbetleri:

Schwally'nin belirttiği gibi "Kur'an insanın beklemeyeceği büyük bir titizlik ve mükemmeliyetle muhafaza edilmiştir."[59>

Casanova, yaptığı araştırmaların yanısıra bir başka araştırmacı Quatremere'in araştırmalarına dayanarak Hz. Osman'ın çoğalttığı Mushaf nushalarından birinin Hicri 4. asır başlarında bilindiğini ve görüldüğünü kaynaklara dayanarak söylemektedir. [60>

1-Medine Mushafı:

Bu tarihi eser Medine'de Ravzaı- Mutahhara'da muhafaza olunmakta idi. Eserin orada mahfuz bulunduğunu, muhtelif tarihlerde seyyahlar ve meraklılar tarafından görüldüğünü biliyoruz. Mevlana Şibli Tehzibu'l-Ahlak Mecmuası’nda (H.1329/M.1911) bu nüshanın 735 senesinde orada görüldüğünü kaydediyor.

Esas I.Cihan Harbine kadar hep Medine'de muhafaza olundu. Harp esnasında ne olur ne olmaza karşı, oradan nakledilerek emin yerlerde muhafaza edilen kıymetli eserler meyanında Hükumetce o da muhafaza altına alınmıştır. Harp bittikten sonra eser yine oraya iade edilmiştir.

Rusya Müslümanlarından Musa Carullah Bigiyev, 1930 da Bolşevik Rusya'dan kaçtıktan sonra, Yakın ve Uzak Şark'ta dolaşırken Kur'an ve Mushaf’a ait epeyi tetkikat yapmış bunları Hindistan da neşretmiştir. Mezkur nüshanın Medine'de Ravzai- Mutahhara'da mahfuz bulunduğunu, Medine-i Münevvere’de mücavirliği esnasında eseri orada gördüğünü söylemektedir.

2-Mekke Mushafı:

Mekke'deki nüshanın Hicretin 735. senesinde orada bulunduğunu ve görüldüğünü yine Mevlana Şibli söylüyor.

3-Kufe Mushafı:

Hz. Osman tarafından Kufe'ye gönderilen nüsha, meçhul bir tarihte Tarsus şehrine gelmiş, orada mahfuz imiş. Çukurova'nın en şirin şehirlerinden biri olan Tarsus, Abbasiler zamanında mühim bir serhat idi. Me'mun, Seyfu'd-Devle, Şair Mütenebbi oradadırlar. Kufe Mushafı oraya her halde Abbasiler zamanında gelmiş olacak. Abbasi Halifeleri orada yaşardı. Nüsha orada muhafaza olunmakta iken sonraları, Suriye'deki Humus kalesine nakledilmiş H.1050-1143/ M.1640-1730) arasında yaşayan meşhur en-Nablusî (H.1100/M.1689) senesinde yaptığı seyahatinde bu nüshayı uzun boylu tavsif eder. Bu nüsha 1.Cihan Harbine kadar Humus’ta korunmuş, harp esnasında o da diğer kıymetli ve tarihi eserler gibi muhafaza altına alınmıştır.

4-Şam Mushafı:

Şam'a gönderilen nüsha, Kudus'le Dımışk-ı Şam arasında bulunan Taberiye'de mahfuz iken, sonraları Şam'a nakledilmiştir."İlaveli Esmaru't-Tevarih" şunu kaydediyor:" Nakli Mushafı Şerifi Osmani Becamii Dımışk ez-Taberiye, sene 492"

İbnu Kesir (h.8.yy) Şam nushasını bizzat görmüştür. Şöyle der: " Hz. Osman'ın çoğalttığı Kur'an nushalarına gelince bugün için onların en meşhuru Suriye'de Şam Camii’nde bizzat gördüğüm bu değerli, büyük kitap güzel, açık ve güçlü hat ve kaliteli bir mürekkeple deve derisi üzerine yazılmıştır."[61>

M.Şibli'nin [62> yazdığına göre Ebu'l-Kasım es-Sebti, H. 657 senesinde Şam Camii’nin Maksuresinde Hz. Osman tarafından oraya gönderilen Mushafı görmüştür. Abdulmelik'de h.725 de bu nüshayı orada gördüğünü söylüyor. İbnu'l-Cezeri (h.751-833/ m.1350-1429) zamanında Şam'da Mescidü't-Tevbe'de hıfzolunan bu nüsha daha sonra Emevi Camii' ne nakledilmiş, İbnu'l-Cezeri, Şam Mushafı'nı gördüğü gibi Mısır'da da Mesahifi Emsar'dan bir tane gördüğünü söylüyor.
Lala Mustafa Paşa'nın 982 tarihli Vakfiyesi'nde Şam'da ki mevkufatı zikrolunan Hums arazisinde "Vakfı Mushafı Seyyidina Osman" diye bir kayda rastlanıyor ki bundan o tarihte Musfahı Osman vakfı bulunduğunu anlıyoruz. Demek Mushafı Osman oradaymış. Mevlana Şibli'nin İslam alemi seyahati esnasında İstanbul'a geldiğinde bu nüshanın mahfuz olduğunu öğrendiğini söylüyor.

Çağdaş alimlerden Şamlı Şeyh AbdulHakim Efgani, Şam Mushafı'ndan bir nüsha istinsah etmek istemiş. 1.Harpten önce bu işe başlıyarak Şam Mushafı'nın yazısını ayniyle muhafaza ve şeklini taklid ederek harf ve kelimelerin suratını, imlasını koruyarak resim yapar gibi satırları aynen nakletmiş ve tam bir nüsha çıkarmıştır. Şam'da AbdulHakim Efgani'nin istinsah ettiği nüsha mevcuttur.

5-6.Bahreyn-Yemen Mushafları:

Akıbetleri hakkında pek bilgi yok.

Sahabe Sayfaları:

Peygamber'in yanında olan ayetler dışında sahabiler kendileri için özel sayfalarda yazıyorlardı. Kur'an'ın bütününü ezbere bilenlere Kurra deniliyordu. İbnu Mes'ud, Muaz, Salim, Ubey ibnu Ka'b, Aişe, Hafsa, Ümmü Seleme bunlardandır.

Resmi tedvin dışındaki Mushafların yakılması talimatını dinlemeyenler de oldu. Ali, Ibnu Mes'ud, Ubey ibnu Ka'b'in özel Mushaflarındanda söz edilir. Aişe'ninde bir Mushaf’i vardı. Bu Mushaflar arasındaki farkları konu edinen bir kitabı Ebubekr ibnu Davud telif etti: Kitabul-Mesahif

Bugün dünyanın heryerindeki Mushaflar birbirinin aynısıdır. Topkapı Müzesi'nde saklanan Mushaf'ın Osman Mushaf’ı olduğu söylenir. Özbekistan'in başkenti Taşkent'te de ilk Mushaflardan bir örnek vardır. [63>

Türkiye’deki Tarihi Mushaflar:

İstanbul'da Türk ve İslam Eserleri Müzesinde şu tarihli Mushaflar vardır.

No:457. Hz. Osman'ın imzasını ve Hicri 30 senesini havi Mushafı Şerif

No:557. Hz. Ali'nin imzasını havi Mushafı Şerif

No:458. Hz. Ali'nin yazısı olduğuna işaret edilen bir Mushaf.

Diğer Resmi Ali Mushafları:

Mısır'da Kahire'de "Seyyidüna Hüseyin" Camii’nde, Ali ibnu Ebi Talib'e mensup kendi el yazısıyla Kufi kadim hattıyla yazma bir Mushaf vardır.

Mısırlı Türk Dostu Abdulvehhab Azzam Şehadetnamesi’nde Meşhed'de Hattı Kufi ile yazılı bir Mushaf'tan bir kısım gördüğünü ve sonunda şu ibare bulunduğunu yazıyor: "Bunu Ali ibnu Ebu Talib yazdı."

Yine orada diğer tam bir Mushaf vardır, o da Kufi Hattıyla şu ibare yazılı: "Bunu Hasan ibnu Ali ibnu Ebu Talip yazdı."

Şia ulemasından Abdullah Zicani, Kur'an Tarihi’nde Necefu'l-Eşref'te Hz. Ali hattıyla Mushaf bulunduğunu söyler.
İşte, muhtelif eski nüshalar, Sahabe devrinden kalma Mushaflar bugün de elde mevcuttur. Bu mushaflar arasında hiçbir farklılık yoktur.[64>

"Münih Üniversitesi’nde kurulmuş "İnstitut für Koran Forschung", bütün dünyadan topladığı 42.000 kadar tam ve natamam Kur'an nüshasını bir araya getirip tasnif etmiş ve 50 yıl süren bir mukabele ve tetkikat sonunda bunlar arasında bir iki hattat hatası bir yana, hiç bir nüsha farkı olmadığını tesbit etmiş ve bu durumu bir raporla dünyanın gözleri önüne sermiştir. Bu Enstitü, içindeki vesikalarla birlikte II. Dünya harbi esnasında Amerikan uçaklarının bombardımanları sırasında berhava oldu."[65>

c)Harekeleme ve Noktalama Dönemi:

et-Tevbe 3 ayeti "Ve Rasulihu yerine "Ve Rasuluhi" şeklinde okununca anlam "Allah ve Rasülü müşriklerden beridir" şeklinde iken "Allah, müşriklerden ve Rasülü'nden de beridir" şekline dönüşür. Harekelemeye göre değişen bu okuyuş hatalarını Arap olmayanların farketmesi imkansızdır. Harekeleme, bu zaruretten doğdu.

69/688 de Ebu’l-Esved ed-Düeli renkli bir mürekkeble harflerin üstüne, altına, önüne birer nokta koydu. Üstteki a, alttaki i, yandaki u , sesini veriyordu. Tenvin içinde iki nokta kullanıldı.

Esved'in ögrencisi Nasr ibnu Asım (89/708) de harfleri harekeledi. Kimi tarihçiler bunu yapanın Basralı Yahya ibnu Ma'mer (129/746) olduğunu söylerler . Kur'an imlasında son düzenleme Halil ibnu Ahmed (175/791) tarafından gerçekleştirildi. Hemze, şedde, sila, revm, işmam belirlendi. Bu hareket başlangıçta bir muhalefetle karşılaştı ise de sonunda genel kabul görmüştür.

Kur’an Tarihi Üzerine Çağdaş Literatür:
el-AKK, Halid Abdurrahman, Tarihu Tevsiki Nassı’l-Qur’ani’l-Kerim, Şam, 1986
EBYARİ,İbrahim, Tarihu’l-Kur’an, Kahire
HAMİDULLAH, Muhammed, Kur’an Tarihi, ç. Salih Tuğ, İst, 1993 [66>
HANEFİ, Muhammed Bahit el-Mutii, el-Kelimatu’l-Hisan fi’l-Hurufi’s-Sab’ati ve Cemi’l-Kur’an, Beyrut,1986
HUCCETİ, Muhammed Bakır, Muhtasar Tarihi’l-Kur’ani’l-Kerim, Dımeşk, 1975
İBNU’L-HATİB, Muhibbuddin, el-Furkan, Beyrut, 1990
MARZUK, Muhammed Abdulaziz, el-Mushafu’ş-Şerif Dirasetun Tarihiyyetün ve Fenniyyetun, Kahire, 1985
MUHEYSİN, Muhammed Salim, Tarihu’l-Kur’ani’l-Kerim, İskenderiyye, 1990
SALİM, Sahar es-Seyyid Abdulaziz, Advaun ala Mushafi Osman ibnu Affan, İskenedriyye, 1991
ŞAHİN, Abdussabur, Tarihu’l-Kur’an, 1994 [67>



-------------------------
   
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 26


DİPNOTLAR
(*) Kaynaklar:
KUR’AN-I KERİM VE KUR’AN İLİMLERİNE GİRİŞ Yazar: Doç. Dr. Suat YILDIRIM Yayinevi: Ensar Nesriyat
MİTOLOJİ KİTAB-I MUKADDES VE KUR'AN-I KERİM
DÜŞÜNCE KAYMALARI
KUR’AN'I KERİM BİLGİLERİ Yazar : Osman KESKİNOĞLU Yayınevi: Türkiye Diyanet Vakfı
[1> (Ebu Şehbe s.236), Şehhate ( s.27), es-Sabuni, et-Tıbyan fi Ulumu’l-Kur’an, Beyrut,1408, s.68)
[2> el-Müzzemmil 1-4
[3> es-Sabuni/Kur’an İlimleri, ç.Zeynelabidin Tatlıoğlu, 1996,ist,İnsan yay. s.62-63 :’ Arap Milleti Kur’an’ın indiği devirde bellekleri kuvvetli, ezberlemeleri süratli, zihinleri akıcı, saf ve mükemmel Arap özelliklerini taşıyorlardı. Bir Arap yüz binlerce şiiri ezberden okuyor, kabilelerin soylarını bilip ezberden sayıyor, onların ve harplerinin tarihlerini biliyordu. Onlardan Arap kabilelerin soylarını saymayan asılmış on kasideyi şiirlerin çok olmasına ve ezberlenmenin güç olmasına rağmen bilmeyen yok gibiydi. Araplara Kur’an gelince onun beyanının kuvvetli, hükümlerinin parlak, saltanat ve nüfuzunun büyük olması karşısında şaşırdılar ve Kur’an onların beş duyularını yakalayıp akıllarına ve fikirlerine hakim oldu. Kur’an onların gayretlerini şanlı Kitab’a çevirdi. Şiir ezberlemeyi bırakıp O’nun surelerini ve ayetlerini ezberleyip okudular. Çünkü Kur’an’da hayatın ruhunu bulmuşlardı....Sahabe Kur’an’ı okumada ve incelemede birbirleriyle yarış ediyorlar, var güçlerini harcıyorlardı. Evlerinde Kur’an’ı hanımlarına, çocuklarına öğretiyorlardı. Hatta gecenin karanlığında sahabenin evlerinin yanından geçen bir kimse Kur’an okuyanların sesini arı sesi gibi işitirdi. Resûlullah gece aranlığında Ensar evlerinin bazılarının yanlarından geçiyor bazılarının yanlarında durup Kur’an dinliyordu
[4> el-Cum’a 2
[5> Ezbere verilen önem Medine yıllarında da devam etti. Rasûl sürekli ezberi teşvik etti: Buhârî’nin Ebu Musa rivayeti: Resûlullah, Ebu Musa’ya: ‘Dün gece senin okuyuşunu dinlerken beni bir görmeliydin, gerçekten sana Al-i Davud’un mizmarlarından bir ses verilmiştir’ dedi.
Müslim’de şu ziyade yer alır: Ebu Musa: ‘Ya Rasûlullah! Allah’a yemin ederim ki, eğer senin benim okuyuşumu dinlemiş olduğunu bilmiş olsaydım ona daha güzelleştirirdim’
el-Buhârî ve Müslim: Rasûlullah ‘Eş’arî kabilesini geceye girdikleri vakit Kur’an okurlarken yumuşak seslerinden evlerini tanırım’ der.
[6> el-A'la 6
[7> el-A'la 6
[8> Hamidullah, M / Rasulullah Muhammed s. 195
[9> (Ebu Şehbe,s.236),(es-Sabuni, s.68), (Şahhate,s.21)
[10> (Ebu Şehbe,s.236),(er-Rumi, Ulumu’l-Kur’ans.89), (Şahhate, s.21)
[11> Hamidullah, M / Rasulullah Muhammed s. 197
[12> Hamidullah, M/ Rasulullah Muhammed s. 195
[13> Bera ibnu Azib'den gelen bir rivayetde şöyle denilmektedir: en-Nisa 95 ayeti nazil olunca; Rasulullah Zeyd'i çağırttı, elinde yazı aletleriyle gelen Zeyd'e bu ayeti yazmasını söyledi." Zeyd ibnu Sabit'ten aktarılan uzun bir rivayette o, " Rasulullah'ın yanında bulunduğu bir sırada Peygamber'de vahiy halinin belirdiğini, bu hal geçince, kendisine " Zeyd yaz!" dediğini, bunun üzerine bir kürek kemiği alarak üzerine Nisa 95 ayetini "ecren azima" e kadar yazdığını, sonra, Peygamber de tekrar vahiy halinin belirdiğini, bu hal geçince kendisine "oku" dediğini, yazdığı ayetleri okuduğunu, ayette "vel Mücadidun" kelimesine gelince, Peygamberin " gayre ulil Ebsar" kısmını söylediğini haber vermekte. (el-Buhari/Fedail)
Zeyd ibnu Sabit: Biz Kur'an'ı Rasulullah'ın huzurunda rika üzerine yazardık." (İbnu Hanbel/ Müsned)
[14> el-Ankebut 48, el-A’raf 157
[15> İbnu İshak /es-Sire
[16> Hamidullah, M/ Rasulullah Muhammed s. 196
[17> Osman ibnu Ebi'l-As: Bir gün Rasulullah'ın yanında bulunduğum bir sırada gözleri birden sevinçle parladı ve bir noktaya bakarak şöyle buyurdu: Cibril bana geldi ve en-Nahl 90 ayetini yerine koymamı emretti." (İbnu Hanbel/ Müsned)
İbnu Abbas: Rasulullah, bir sure nazil olunca, vahiy katiplerinden bir veya bir kaçını çağırtır ve onlara şöyle derdi: "Bu ayetleri, şu şu ayetleri olan sureye yazın."(et-Tirmizî)
[18> Hamidullah; M / Rasulullah Muhammed s. 196
[19> ( Tahir el-Cezairi, et-Tıbyan, Beyrut, 1412, s.101) (Ebu Şame el-Makdisi, Kitabu’l-Murşidi’l-Veciz, Ank,1986, s.44).
[20> Zeyd ibnu Sabit: ‘Biz Rasûlullah’ın yanında Qur’an’ı deriler üzerine yazıyorduk.’
[21> İbnu Hacer/Fethu'l-Bari
[22> Hamidullah,M/ Rasulullah Muhammed s. 195
[23> Her Ramazan'da Hz. Rasul'un o seneye kadar inen ayetleri Cibril ile okuyup karşılaştırdıkları rivayetleri vardır. ( ez-Zerkani, I,234, Ebu Şehbe, s.236). Çiçek,M.Halil, 20.Asırda Qu’ran İlimleri Çalışmaları,1996,İst,s.179-189
[24> Hamidullah, M./ Rasulullah Muhammed s.197
[25> Mus’ab ibnu Umeyr’in İbnu Ümmi Mektum ile Yesrib’e Hicret öncesi öğretmen olarak gönderildiğini biliyoruz. Hicret sonrası Mekke’ye Muaz öğretmen olarak geldi. Medine’ye gelen göçmenlere de Muaz’ın nakline göre Kur’an öğretecek birini görevlendiriyordu. Mescid’de Kur’an okuyanlar Namaz kılanların yanılmasına vesile olabiliyordu. Onun sağlığında Bi’r-i Maune vakasında 70 Kurra şehid olmuştu.
[26> İbnu Hanbel /Fadalilus-Sahabe; İbnu Kesir/ Tefsiru'l-Kur'an'il Azim
[27> el-Cahşitari/ Kitabu'l-Vüzera ve'l-Kuttab
[28> İbnu Kuteybe/ el-Maarif el-Belazuri/Ensab; et-Taberi/ İbnu Abdiberr/ el-Bağdadi/ İbnu Abdirabbih/ İbnu'l-Esir/ Usdu'l-Gabe İbnu Teymiyye/İbnu Hacer
[29> el-Belazuri/ Ensab el-Yakubi/ İbnu Abdirabbih/ en-Nevevi/ es-Sirettü'n-Nebeviyye ez-Zehebi/Nübela: Ayetel-Kürsi'yi yazdığını kaydeder. İbnu Tiktaka/ İbnu Kesir/ el-Fusul fi Ihtısari'r-Rasul Fasi/ İbnu Hacer/ Takribu't-Tehzib el-A'zami,Muhammed Mustafa/ Küttabü n- Nebi
[30> el-Mes'udi/et-Tenbih
[31> el-Kettani,Abdulhay/Nizmu'l-Hükümeti'n-Nebeviyye Akkad, Abbas Mahmud/
[32> Çiçek, M. Halil, 20. Asırda Ku’ran İlimleri Çalışmaları, 1996, İst, s.179-189
[33> Ali'nin Mushafi'nın farkı surelerin nuzul sırasına göre tertibinden kaynaklanır. Anlam değişikliği yapmayan çok az kelime sinonimi dışında fark yoktur. Hz.Peygamber (a). ın irtihalinden sonraki altı ay içinde Ebu Bekr dönemindeki tedvinden önce Kur'an’ı Peygamberimiz'in talimatı üzerine mushaflaştırdığı nakledilir. Bu Mushaf’ta sureler nuzul sırasına göre dizilmiştir.
Ebubekr Abdullah İbnu Ebi Davud, Süleyman el-Eş'as es-Sicistani /Kitabu'l-Mesahif
(Tah. ve Neşr. Arthur Jeffery Mısır 1936)
[34> es-Suyuti/ İkrime’den İbnu Şirin nakletti. Rivayet tartışma götürür. İbnu Şirin’in rivayetine göre onda Nasih-Mensuh ayetler bulunuyordu.
[35> el-Buhârî ve Müslim’in Enes’dan naklettiği hadisin zahirine bakarak Rasûl zamanında ezberin sınırlı kişiye hasrı yanlıştır: ‘Rasûlullah zamanında dört kişi Kur’an’ı ezberlemişti. Bunların hepsi Ensardandı: Ubeyy ibnu Ka’b, Muaz ibnu Cebel, Zeyd ibnu Sabit, Ebu Zeyd.’ (Ebu Zeyd, Enes’in amcasıdır)
[36> Niçin Zeyd? Çünkü Kurra’dandı, vahy katibiydi, Son Arz’da hazır bulunmuştu.
[37> (Ebu Şame, s.48-49) ( el-Cezairi, s.99-100) ( ez-Zerkani, I,235), ( Ebu Şehbe, el-Maakkal, 243-244) ( el-Kattan, s.124), (Zurzur, s.87)
[38> O’nun beyan ettiği gerekçe dışında sebeb arayanlar arasında, ezbere olan rağbetin azalmasını düşünen usulcüler vardır.
[39> el-Buhârî/Fedaili'l-Kur’an
[40> İbnu Hacer: İki şahidden murad, o ayetin ezberde olması ile yazılmış olmasıdır.’
es-Sekavi: İki şahidden murad, o ayetin Rasûlullah’ın huzurunda yazıldığına dair iki kimsenin şahadet etmesidir.
[41> Ebu Davud/ (er-Rumi, Ulumu’l-Kur’an, s.901) (el-Cezairi, s.100), (es-Sabuni,I,77)
[42> Ebu Davud/
[43> Ebu Davud/ (Itr, s.49), ( el-Kettan, s.126).
[44> (el-Askalani, Fethu’l-Bari, Beyrut, ) ( er-Rumi, s.92).
[45> Hamidullah, M/ Rasulullah Muhammed s. 198
[46> ( Ebu Şame, s.64) ( Ebu Şahbe, s.251-252).
[47> Şöyle dediği söylenir: ‘Mushaflar hakkında insanların en büyük ecre nail olanı Ebu Bekr’dir. Allah ona rahmet etsin. Çünkü o, Allah’ın Kitabını ilk toplayandır.’
[48> (Şehhate, s.32).
[49> (el-Buhari, III, 196).
[50> Ebu Kılabeden rivayet edilir: Osman Halife olunca Kur’an okutan öğretmenler tayin etti, Her öğretmen kendi hocasının kıraatını öğretiyordu. Öğrenciler birbirleriyle karşılaştıklarında ihtilaf ediyorlardı. Muallimler birbirlerini küfürle itham edecekti. Osman olayı duyunca hutbede şöyle dedi: Siz benim yanımda ihtilaf ediyorsunuz, benden uzak şehirlerde bulunanların ihtilafları daha şiddetlidir.
[51> (el-Buhari, II,196-197)
[52> el-Buhari/Kur’an’ın Cem’i Babı, Enes ibnu Malik rivayeti.
[53> Ebu'ş-Şusa: Biz Mescid’de oturuyorduk. İbnu Mes'ud'da Kur'an okuyordu. O sırada Huzeyfe geldi ve şöyle dedi:" İbn Ümmi Abd'ın kıraati! Ebu Musa'l-Eş'ari'nin kıraati ha! Allah'a yemin ederim ki eğer Osman' ın huzuruna varabilirsem bunları tek bir kıraat haline getirmesini taleb edeceğim.(İbnu Ebi Davud (316/928)
[54> el-Buhari/Menakib
[55> el-Buhari/Menakib
[56> Hamidullah, M/ Rasulullah Muhammed s. 198
[57> İstanbul Topkapı Sarayı’ndaki Mushafın bu nüshalardan olma ihtimali zayıftır. Yazısının mükemmelliği, harflerinin keskin dik köşeli oluşu dikkat çekiyor. Hamidullah bu nüsha ile Taşkent nüshasının Osman Mushaflarından olduğunu düşünür. (Rasullullah Muhammed s. 198).
[58> Bak:I.Derleme Dönemi
[59> Schwally/ Die Sammlung des Qurans 2/93
[60> Muhammed et-Lafin du Monde s.125
[61> İbnu Kesir/ Fezailu'l-Kur'an
[62> Şibli,M/ Tehzibu'l-Ahlak Mecmuası. 1913
[63> Hamidullah, M/ Rasulullah Muhammed s. 198
[64> Keskioğlu,Osman/Kur'an'ı Kerim Bilgileri
[65> Hamidullah, M/Rasulullah Muhammed s.198
[66> Aslı Fransızca. 222 sayfa. Eser ilmi boyutu oldukça engin olan ve muhtevanın ilmi seviyesi olabildiğince yüksek bir bilgi hazinesidir. Meseleler tamamen tarihi gerçekliğe ve Kur’an gerçeğine dayandırılarak ilmi ciddiyetin gerektirdiği objektivite içerisinde ele alınmıştır. Kur’an hasımlarının ileri sürdüğü eleştirilere cevap teşkil edebilecek bir muhteva ile yazılmıştır. Ancak eleştirilerin aynısını nakletme ihtiyacı duymadığından ne onların isimlerini ve ne de eleştirilerini zikreder.
[67> Kur’an metninin Peygamber’in vefatından sonra gerek Ebubekir döneminde gerekse Osman’ın dönemindeki durumunu inceler. Diğer fasıllarda olduğu gibi konu ile ilgili oryantalistlerin ileri sürdüğü itirazları ve cevapları kaydeder.
Mushafların çokluk proplemini ve İbnu Mes’ud, Ubey ibnu Kab, Ali ibn u Ebi Talib, İbnu Abbas, Ömer, Hafza, Aişe, Ümmi Seleme, Abdullah ibnu Amr, Abdullah ibnu Zubeyr, Ebu Musa el-Eş’ari, Zeyd ibnu Sabit, Enes ibnu Malik ve Ebu Huzeyfe’nin azatlısı Salim’in mushaflarını ele alır. İmam Mushaf’la arasındaki farkları gözden geçirir. Özellikle İbnu Abbas, Ubeyy ibnu Kab, İbnu Mesud ve Ali’nin mushaflarını detaylı bir şekilde inceleyerek bunlarla imam mushaf’ın arasındaki farklara bakar ve bu farkların müsteşriklerin abarttığı gibi hiç de büyük olmadığını kaydeder. Faslın sonunda R. Blachere vb.nin İmam Mushaf aristokratik bir temayulun eseridir iddialarını çürütür ( s.262-266).
 
 


-------------------------
   
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 46


Bu açıklamalar için çok teşekkür edrim. Konu ile ilgili detaylı bu bilgiler birçok soruyu zihnimde cdavaplamaya yaramaktadır. Karşı görüşler sunanları ise susturmama yardımcı olacağını zannediyorum.
Allah Razı olsun


-------------------------
   
Yeni Üye
*

Mesaj Sayısı: 1


allah razı olsun
çok güzel bir çalışma olmuş


-------------------------
   

Adem GeReDe ÇEVİK
Grup: Yönetici
Jr. Member
*****

Mesaj Sayısı: 71

Tevbe24 Hud113 KurtuluşKuranda.net


www.kuranislami.com yeni fikirler ve bakış açısı kazanabilmek için bakmanızı-görmenizi tavsiye ederim
ayrıca www.seslikuran.com dan meallleri sesli olarak cep telefonumuza da indirebiliyoruz kuran dostlarına ebedi saadetler ve selamlar


KUR'AN'IN KORUNMUŞLUĞU ÜZERİNE 
 

Kuran'ın korunmuşluğunu özet olarak açıklayan bir yazı.

Kur an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız. (15/Hicr suresi 9. ayet)

Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. (75/Kıyamet suresi 17-19. ayetler)

1. Giriş:

İman esaslarında yer alan ‘Kitaplara iman’ konusunun en önemli noktalarından biri de o Kitabın ilahi koruma altında olup olmadığı konusudur. Son indirilen vahiy olan Kur’an’ın ilahi bir koruma altında olduğunu yine Kur’an’ın kendisinden öğreniyoruz. Nitekim de akli olarak da böyle olması gerekirdi, zira son Kitap şayet değiştirilseydi o zaman bir daha kitap gönderilmeyeceği için kıyamete kadar bütün insanlar hidayetten yoksun rehbersiz bırakılmış olurlardı. Bu ise ilahi rahmet ve hikmetle bağdaşmadığından Son Vahyin Allah tarafından koruma altına alınması aklen zaruridir. Kur’an söz götürmez bir tarihi vesikadır.

2. Kuran korunmuştur:
Yukarıdaki ayet Kur’an’ın hiç bir zaman bozulmayacağı ve her zaman bütün keyfi ilavelerden, çıkarmalardan ve lafzi/kelime değişikliklerden uzak kalacağı şeklindeki ilahi vaaddir.

Önceden haber verilmiş olan bu olgu Kur’an’ın asırlardan beri her türlü tahrifattan uzak kalmış olması gerçeğiyle doğrulanmıştır. Hangi türden olursa olsun bu kadar uzun bir süre benzer biçimde korunan başka bir kitap örneği yoktur.

Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır. Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir. (41/Fussilet suresi 41-42. ayetler)

Yani ilahi kelam, ne ekleme veya çıkarma yoluyla değiştirilemez. Sağdan soldan batıl ona yaklaşamaz. Örnek olarak herhangi bazı ayetlerin ona ilave edildiği iddiası da o ayetlerin/batılın ona yanaşması anlamına gelir ki, bu ayetlerin açık hükümlerine göre mümkün değildir.

Kur’an’ın korunmuşluğu basit bir inanç meselesi değil. Bu konuda

Allah’ın sözleri kanıttır/ilimdir. İnanç dediğiniz olayın(islam akidesi/inancı için söylüyoruz) bir ilim olduğunu unutmamak lazım.
Tarih kanıttır.
3. Allah’ın sözleri kanıttır:

Yukarıdaki ayetlere iman eden bir insanın, hiç bir elin Kur’an’ı değiştirmeye veya bozmaya, ona ekleme veya çıkarma yapmaya güç yetiremeyeceğinden emin olmuş demektir. Zira Allah söylüyor bunu. Dolayısıyla Allah’ın 2,20,200 sözün Kitabına eklenmesine MÜDAHALE ETMİYECEĞİNİ düşünmek saçma olur.

(O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir. (2/Bakara suresi 117. ayet)

Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol" dememizdir. Hemen oluverir. (16/Nahl suresi 40. ayet)

4. Tarih kanıttır:
Allah tarihe müdahele eden bir ilahtır. (örn.. kavimlerin helaki)

Kitabını korumak da yine onun kendi üzerine aldığı bir iş ve bu ESBABI HIFZ(SEBEPLERİN KORUNMASI) şeklinde gerçekleşmiştir.

Allah’ın gözetimi altında ayetler peygamber tarafından yazılıyordu.
Sana (Kur an'ı) okutacağız; sen hiç unutmayacaksın. (87/A’la suresi 6. ayet)
Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve "Rabbim, benim ilmimi artır" de. (20/Taha suresi 114. ayet)
Peygamber son derece bir titizlikle korumaya çalışmış,
ayetleri vahiy katiplerine yazdırmış, onlara okutturarak yazımı kontrol etmiştir.
Kur’an’a karışmasın diye kendi sözlerini (hadislerini) yazdırmamış.
4 halife ve sahabeler aynı hassasiyeti gösterip hadisleri Kur’an’la karışmasın diye yazdırmamışlardır.
Sahabeler Kur’an konusunda eksiksiz bir imana sahiptiler, Kur’an için canlarını ortaya koymuşlardı. Kur’an’a içtenlikle bağlılık noktasında aralarında en ufak bir farklılık yoktu. Bu denli Kur’an’ı kutsayan müslümanların, (Kur’ân’ı değiştirme) gibi korkunç bir iman boşluğunu ifade eden bir davranışa yeltenebileceklerini, buna cesaret edebileceklerini düşünemeyiz.
Allah’ın ayetlerini değiştirenlerle ilgili olsun, Allah’a yalan iftira uyduranlarla ilgili olsun Kur’an’daki UYARILARI onlar da biliyorlardı.
Peygamberin vefatından sonra çoğaltılan Kur’an nüshalarını bütün sahabe kontrol edebiliyordu. Yazılı metinlerin, kendi ezberlerindeki ayetlerle olsun şahsi olarak yazdıkları ayetlerle olsun, çeliştiğine ilişkin herhangi bir rivayet yok. Olsaydı peygamberin sözlerini en ince ayrıntısına kadar içeren hadis kitaplarında olurdu.
Bu konuda tarihte birbirleriyle savaşmış Emeviler ve şiiler arasında da ihtilaf yoktur. Hz. Ali mevcut Kur’an’a kesinlikle itiraz etmemişti, değiştirildiğini veya bazı ayetlerin yazılmadığını iddia etmemişti. Halbuki kendisi Halife(Devlet başkanı) olduğunda böyle bir değiştirme yapılmış olsaydı, onu düzeltirdi.
Bütün bu tedbirler ilahi bir gözetim altında oldu.
Yine Allah’ın gözetimi altında Kur’an çoğaltıldı, bugüne kadar da hiç değiştirilmeden, ilave ve çıkarma yapılmadan, bir kelimesine dahi dokunulamadan gelmiştir.
Dünyanın dört bir yanında hiçbir Kur’an nüshası birbirinden farklı değildir. Bunun tahkikini batılı araştırmacılar/oryantalistler dahi yapmışlardır (kusur aramaya o kadar iştahlı olmalarına rağmen) bu tarihi gerçeği İTİRAFTAN öte bir şey söyleyememişlerdir.
Örnek: 2. Dünya savaşı sırasında Almanyalı bir araştırma gurubu dünyanın dört bir yanından 40000 tane Kur’an nüshasını toplayıp aralarında farklıkların olup olmadığını araştırmışlar ve hiç bir farklılığın olmadığını tesbit etmişlerdir. (Kaynak: Prof. Muhammed Hamidullah, Kur’an Kerim Tarihi)

Şema:

İlahi koruma:
->Esbabı Hıfz(Sebeplerin korunması)

-->Ezber(Kur’an yüzlerce insan tarafından ezberlendi)

-->Yazı (Kur’an yazıldı)
-->Yazılanlar karşılaştırılarak kontrol edildi (hem bizzat peygamber tarafından, hem de onun vefatından sonra sahabenin ileri gelenleri tarafından oluşturulan ilmi heyetlerle)

-->Kur’an çoğaltılıp ülkenin diğer başkentlerine gönderildi

- Kur’an’ın üzerinden ne kadar uzun bir zamanın geçtiğini düşünün; tam 1400 sene, devletler gelmiş, imparatorluklar yıkılmış, yüzlerce mezhep türemiş, hepsi de Kur’an’ı okumuş, ellerinde tutmuş, bir sürü uydurma inançlar üretmişler, binlerce hadis uydurulmuş, fakat Kur’an’a ilişememişler, değiştirememişler, buna cüret edememişler, yani anlamından tanıyabileceğimiz sapık inançları Kur’an’a sokamamışlardır.

- İncilin daha üzerinden 100 sene geçmeden yüzlerce farklı metinlerinin ortaya çıktığını hatırlayınız. İznik konsilinde bu inciller dörde indiriliyor. Bu 4 İncil arasında da bir sürü çelişkiler mevcut.

- Unutulmaması gereken şiilerle sünniler arasında birçok konuda derin ihtilaflar olmuş, buna rağmen Kur’an’ın korunmuşluğu konusunda ittifak etmişlerdir. Meydanlarda birbirlerine kılıç çeken yüzlerce mezhep mensubu müslümanlar Kur’an(ın korunmuşluğu/orijinalliği) üzerinde ittifak etmişlerdir.

- Kur’an hakkında oryantalistlerin şehadeti:
‘Herşey, Osman Kur’an’ının eksiksiz ve doğru olduğunu göstermektedir. Bu imtiyazları dolayısıyle ‘Osman metni’ İslam topluluğunda çabucak ve kolayca kabul edilmiştir... Tek tek vahiylerin, Peygamber’in bıraktığı veya yazdırdığı şekilde kağıda geçirildiğinden emin olabiliriz.’ (Kaynak: Kur’an Tarihi, Th. NöldekE, Fr. Schwallz, Düzenleyen: Muammer Sencer, İlke Yayınları, s. 111, 141)

Sonuç:

Dünya tarihinde Kur’an kadar üzerinde titrenmiş ve korunmuş ikinci bir kitap olmamıştır.

Bütün bunlarda Allah’ın elini görmemek mümkün mü? Hangi kitabta böyle bir özellik var ?

Kur’an’ın korunmuşluğu tarihi apaçık bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır.

Oryantalistler dahi aksini ispatlayamamışlardır.

ASIRLARDIR VE BUGÜN DE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA MİLYONLARCA KURAN NÜSHASI arasında hiç bir aykırılık yoktur, tesbit edilememiştir.

Hangi dinin kitabı bu kadar korunmuşluk görmüş? Peygamber adına milyonlarca hadis uydurulabilmişken bir tane ayet uydurulabilmiş midir veya uydurulduğu kanıtlanabilmiş midir?

- İnce ilmi araştırmanın gerçekleştirdiği mantık bu merkezdedir. Kur’an’a ilave yapıldığı iddiası, tarih ile mantığın hiç bir biçimde kabul etmeyeceği bir hezeyandan başka bir şey değildir.

- Aslı olmayan düşüncelere ilim kılığı da vermek mümkün. Fakat bu da hakikati değiştirmez.

Ömer Karaaslan, www.kuranislami.com
http://kuranislamicom.h867114.serverkompetenz.net/index.php/Kur-an/Kuran/Kur-anin-Korunmuslugu-uzerine.html


 
 


-------------------------

-------------------------
   
Grup: Yönetici
Sr. Member
*****

Mesaj Sayısı: 306


        ARKADAŞLAR
      ORMANDA DOĞRANAN AĞAÇLAR,  BİZE ZARAR VEREN BALTA DİYE BİRŞEY ÇIKMıŞ DEMİŞLER. BİRİSİ DEMİŞ Kİ ONUN SAPIDA BİZDENMİŞ.
      ŞİMDİ;
       KUR'AN'IN  İNDİRİLDİĞİ HALİYLE HİÇ BİR DEĞİŞİKLİK OLMADAN, GÜNÜMÜZE ULAŞTIĞINI, BATILI ORYANTALİSTLER DE KENDİ İSİMLERİNİ BİLDİKLERİ GİBİ BİLMEKTEDİRLER.
 
     ANCAK BALTANIN SAPI DA BİZDENMİŞ MİSALİ; KUR'AN MUHAKEMESİNDEN VE KUR'AN BİLGİSİNDEN HABERSİZ OLAN, GERÇEK BİLGİNİN, ORYANTALİSTLERİN DEDİKLERİ OLDUĞUNU ZANNEDEN BİR KISIM MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARI, ASIL BİLGİNİN VE İLMİN KAYNAGININ KUR'AN OLDUĞUNU HATIRLARINA GETİRMEDEN VE DÜŞÜNEMEDEN, KUR'AN'I DA ANLAYA ANLAYA VE DÜŞÜNE DÜŞÜNE BİR DEFA DAHİ BAŞTAN SONA OKUMADAN, SADECE SOHBET VE VAAZLARDA HALKTAN NORMAL İNSANLARIN DUYUP ZİHİNLERİNDE YERLEŞTİRMİŞ OLANLARLA İKTİFA ETTİKLERİ GÖRÜLÜR.  "KUR'AN HAKKINDA ŞÜPHELER MEYDANA GETİRTE BİLMEK İÇİN"  GEÇMİŞ DİNLERE MENSUP ART NİYETLİ KİŞİLERİN, MENFİ PROPOGANDALARI ETKİSİNDE BİLMEYEREK KALMIŞLARDIR. 
 KUR'AN ÖLÇÜSÜNÜ GÖZ ÖNÜNE ALMADAN, ÇEŞİTLİ KİTAPLARDA YAZILMIŞ OLAN, HATTA HADİS KİTAPLARINA BİLE  SİNSİCE HADİS DİYE EKLENMİŞ OLAN,  KUR'AN AYETLERİNE ZIT VE HADİS UYDURAN  ZİHNİYETİN BİLGİLERİNİ ESAS ALARAK, MÜSLÜMAN OLDUĞU HALDE BİLMEYEREK İSLAM DÜŞMANLIĞINA  ALET OLAN MÜSLÜMANLAR OLMUŞTUR VE OLMAKTADIR DA. SEBEBİ İSE KUR'AN'A BAKMAMASI VE ONU ARAŞTIRMAMASIDIR. hADİSLER KORUMA ALTINDA DEĞİLDİR. BUNUN İÇİN GEÇMİŞTE HADİSLER TEDVİN EDİLİRKEN KÖTÜ NİYETLİ ZİHNİYETLERİN HADİS UYDURMASI KOLAY OLMUŞTUR..HADİSLERİN TOPLANILMASINDA HEYET OLUŞUMU YOKTUR. MUHADDİSLER İSE ON BİNLERCE TOPLADIKLARI MALZEMEDEN KENDİLERİNİN KOYMUŞ OLDUKLARI SIHHAT DERECESİNE UYANLARI ALMIŞLAR AMA ÇOGUNU DA SAHİH GÖRMEDİKLERİ İÇİN ALMAMIŞLARDIR. ORADAKİ ÖLÇÜYÜ  İLGİLİ HADİS ALİMİ SADECE KENDİSİ KOYMUŞTUR.  TOPLADIKLARINI O ÖLÇÜYE GÖRE RAVİ VE SENET5 BAKIMINDAN KENDİ KOYDUĞU ŞARTLARINA UYANLARI ALMIŞTIR. ŞARTLARINA UYMASINA RAĞMEN REDDETTİKLERİ DE ÇOK OLMUŞTUR.

   NETİCE OLARAK KUR'AN ÖLÇÜ OLARAK ALINIP DİĞER KİŞİLERİN BİLGİLERİ BU ÖLÇÜYE VURULMAMIŞ, NETİCEDE; FALAN BÖYLE DEMİŞ, FİLAN BÖYLE DEMİŞ.... AMMA ALLAH NE DEMİŞ ONU HİÇ HESABA KATMAMIŞLAR. NETİCEDE MÜSTEŞTİRLER DE BAKIN BU FİKİRLERİ MÜSLÜMANLAR SAVUNUYOR VE ONLAR BU KİTAPLARI YAZMIŞLAR DİYEREK MÜSLÜMANLARIN YAZDIKLARI KİTAPLARI KUR'AN'A ZIT OLDUKLARINI BİLDİKLERİ İÇİN KAYNAK GÖSTERMİŞLERDİR. NETİCE DE BALTANIN SAPI DA BİZDENDİR. BUNUN İÇİN ÖNCE ALLAH NE DEMİŞ, PEYGAMBER NASIL TATBİK ETMİŞ O ALINMALIDIR. İŞTE O ZAMAN NETİCE DOĞRU ÇIKAR.


-------------------------
   
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Yukarı Git Yanıtla    Anket ekle


Gitmek istediğiniz yer:  

Kuran Dersi | Vakıf Sitesi| Fetva Sitesi | Uygurca Site | Arapça Site | Rusca Site | Azerice Site | İngilizce Site | Almanca Site | SV Yayınları | Platform Sitesi 02 Eylül 2014, 01:22:06 ÖÖ
MySQL Kullanıyor Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006-2009, Simple Machines PHP Kullanıyor